her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder. Follow @paktin Follow @oynakbeyi Follow @sutkutusu
Text
Dünyanın yıkılması ve hala tutunacak bir dal bulamamış olan Hakan Taşıyan arasındaki bağlantıyı görebilen var mı? Vikipedi sayfasındaki büyük harflerin hegemonyasında yazılmış tanıtım yazısındaki şu satırlara kulak verecek olursanız biraz daha belirgin hale gelebilir:
“Gencecik ömrüne 2 dizi,1 sinema filmi,10 albüm ve yüzbinlerce fanatik sığdırması başarısında herhangi bir tesadüfün söz konusu olmadığının en büyük kanıtıdır.”
Neyse, bunların konumuzla alakası ne diye düşünecek olursanız, bir başka başarı hikayesine dikkat çekeceğim: Steve Jobs.
Steve Jobs’ın ölümü ile ilgili pek çok şey söylendi, yazıldı. Söylediği özlü sözler hayatımızı tekrar gözden geçirmemiz için Twitter’dan ve Facebook’tan günlük haberleşme sistemimize düştü. Herkesler üzüldü, kendini harap edenler oldu. Herkes, Steven Jobs’ın ölümüyle Apple markasını biraz daha ölümsüz kılacak hareketlerde bulundu. Ve sonuçta, “Steve Jobs ölmedi, Apple’ımda yaşıyor” noktasına vardık.
Ama dikkatinizi çekmek istediğim bir başka nokta daha var. New York’ta Wall Street 23 gündür eylemcilerin işgali altında. Küresel ölçekli bir kriz—bir öncekinden daha fena şekilde—bastırıyor. Orta Doğu parçalanıyor ve yeniden şekillenmeye çalışıyor. Yunanistan iflas etti. İtalya iflas edecek. İngiltere tarihindeki en büyük ekonomik krizi yaşıyor. A.B.D. okeye dönüyor. Wall Street’teki işgal genişliyor ve diğer şehirlerdeki ekonomik merkezlerde de benzeri işgaller başlamış durumda. Benzeri eylemler Londra’da da büyümeye başladı. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’da bir bahar havası varken, Avrupa ve Kuzey Amerika’da son bahar yaşanıyor. Ve yakında başka memleketlere yaz gelecek. Hayat değişecek.
Kısaca söylemek gerekirse: bildiğimiz dünyanın sonu geldi. yeni bir dünya düzeni, yeni bir dünya tarihi sancılı bir doğum sürecine girdi.
Tam da bu noktada, Steve Jobs’ın ölümüyle hatırladığımız “Zamanınız kısıtlı, bu yüzden o zamanı başkasının yaşamını yaşayarak harcamamalısınız” sözü üzerinden fark etmemiz gereken şey (isterseniz Hakan Taşıyan’ın “tutunacak dal teorisi” üzerinden de fark edebilirsiniz): Dünya yıkıldığında gerçekten olmak isteyeceğiniz yere yakın bir yerde mi duruyorsunuz? Dünya yıkılsa da ben bu kişi olarak hayatıma devam edebilirim, diyor musunuz? Eğer durmuyorsanız, hemen şimdi dünyanızı değiştirmeye başlayın. Yoksa, dünya yıkıldığında varlığınızı gösterebileceğiniz bir dünyanız olmayacak.
O zaman geldiğinde, Stoa düşüncesini şekillendirmiş olan önemli düşünür Seneca’nın hep savunduğu: erdemli insan, kendi özünde taşıdıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymayan insandır, önermesi tekrar geçerli olacak. Çünkü, rahat ve korunaklı mağaralarımızdan çıkmak ve dünyada yeni bir kavimler göçüne dahil olmak zorunda kalacağız.
Bugünlük benden bu kadar post-apokaliptik vahiy yeter. Beni deli sanmaya başlamadan önce susayım.
Text
Ben hangi zamanlarda yaşadığımızdan pek emin değilim artık. Modern ile ilkel, absürt ile bilimsel bir arada bulunuyor. Aynı anda, aynı yerde, yanyana bulunan bu oksimoron bileşim çoğu tarafından normal karşılanabiliyor. Bir kısım muhalif ve eleştiriciler ise “zıpçıktı” veya “her şeye muhalefet” olarak yaftalanıyorlar.
Siz de hiçbir boku da beğenmiyorsunuz ha!… kulaklarda çınlıyor. O, ona laikçi diyor, öteki ötekine tarikat. Komplo, propaganda, provokasyon gündelik literatürümüzün en kesinlik ifade eden terimleri…
Bir ülkenin cumhurbaşkanının “bizim ülkemiz sosyal bir devlettir, özgürlükler vardır, sansür falan yohtur” demesinden hemen bir gün sonra Vimeo gibi öyle her aklına gelenin video yükleyemediği bir platformun da yasaklanmış ve erişimin engellenmiş olması absürtten de öte… sikimsonik değil mi?
Yani, absürt dediğiniz şey Beckett oyunlarında olur, güleriz ağlamaklı. Estragon, Vladimir’e hadi gidelim der, sonra oldukları yerde dururlar.
Perde!
Text
Bir diğer konu da açlık. Etrafımda gördüğüm ve dikkat ettiğim kadarıyla tüm dünyada açlık eşiği düştü ve bununla doğru orantılı olarak mide sorunları arttı.
Ben hiçbir tarihi hikayede veya anekdotta Odysseus‘un, Fatih Sultan Mehmet‘in, Geronimo‘nun veya Hitler‘in mide sorunlarından söz edildiğini duymadım. Ayrıca, modern zamanlarda ise (kendisi lise yıllarından beri midesindeki canavarın işkencesine maruz kalan birisi olarak) artarak o kadar çok insanda mide sorunu olduğunu gördüm, duydum ve öğrendim ki bu beni modern zamanlarda açlık eşiğinin düştüğüne ve mide ile ilgili daha tahammülsüz ve dayanıksız insanlar haline geldiğimizi fark etmeye yönlendirdi.
Diyeceğim o ki, artık insanlar uzun süre aç kalmaya dayanamıyorlar. Açlık eşiğine ulaştıkları noktada midede etki göstermeye başlayan canavar tüm psikolojik ve sinir sistemlerini felç ederek kendisi kontrolü ele alıyor. Buna mide canavarının kişiyi ele geçirmesi diyoruz: çeşitli olmayacak şeyler söylemesi, ses tonunu yükseltmesi ve sorun yaratması gibi semptomlarla kendini belli eder. Bir şeyler yenildiği zaman bu canavar etkisiz hale gelir, bir süre etki göstermez.
Bu ahval ve şerait altında oruç tutmak konusuna hiç girmiyorum. O da sizin ödeviniz olsun, hayal edin.
gerekli kelimeler: oruç, yemek, açlık, mide canavarı, iblis, sinir, trafik, levye, odun, balta, vb.
© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?