her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

28th December 2010

Text

”Genelkurmay Başkanlığı, güzergah tahsis edilmediği için Atatürk koşusunun bu sene yapılamadığını belirtti. Bu yasağın nedeni ise Ankara Valiliği’nin 17 gün önce yayınladığı genelgeydi. Ancak aynı vesile ile gerçekleştirilen 75. Yıl koşusu için başkentin tüm ana caddeleri kapatıldı.”

Hürriyet

Asker koşu yapacakmış, Valilik de ”halkı etkiliyor” diye bu tarz kutlamaları yasaklamışmış. Bence harika bir yasak, ama bunun Polis Bayramı’nda, Devlet erkanının günlük bayramlarında, yok efendim işinize gelen diğer bayram seyranda da uygulandığını görmediğim sürece, yalan söylemeyi beceremeyen bir kurumdan öteye gidemezsiniz.

Hem de gözümüzün içine baka baka, bizi aptal yerine koyduğunu sanarak… Minarenin kılıfını uydurduğunu düşünerek, kendini komik duruma düşürmekten öteye gidemezsin.

Evet, Ankara Valiliği; sözüm sana!


lifeproof

Tags Ankara ValiliğiAtatürk Koşusukara harp okulugenelkurmay başkanlığı75. yıl koşusuaskerasker milletsivilAnkarahürriyethürriyet gazetesi

23rd September 2010

Text

Almanya’daki bir Türk doktor ameliyat esnasında yanındaki diğer doktoru yumruklamış. Haberin bu kısmını ilk okuduğum zaman: tamam ya, Türk işte; nerede olursa olsun mutlaka bir şekilde içindeki barbarı dışarı taşırıyor, diye düşündüm.

Ama haberin devamını okuyunca adama biraz da hak verdim doğrusu. Yumrukçu doktorumuz o gün 5. ameliyatına girmiş ve ameliyatın ortasında yanındaki Alman anestezi uzmanı “mesai saatinin bittiğini ve ameliyattan bu nedenle erken çıkabileceğini” belirtmiş.

Türk de Alman’a bir güzel yumruk atmış ve yerde sürüklemeye başlamış.

Burada Batılı ve Doğulu arasındaki bir farkı görmemek elde değil. Doğulular (tembellik yapmadıkları zamanlarda) yaptıkları işe kendilerini verirler ve o işin en iyi şekilde gerçekleşmesi için ellerinden geleni yaparlar. Batılı ise, önündeki insan hayatı dahi olsa belirli kurallar dahilinde işin gerçekleşme sürecine dahil olur. Mesai saati bittiyse, o iş artık onun yükümlülüğü ve sorumluluğundan çıkmıştır. İşin gerçekleşip gerçekleşmediği veya nasıl gerçekleştiği onu ilgilendirmez. (Biraz abartılı genelleme yapıyorum ama bazen öyle yapmak gerekir.)

Burada iki tarafa da hak vermek gerekiyor, çünkü baktığınız zaman Alman doktor kurallar dahilinde bir yanlış yapmamış. Türk de yorgunluğun ve ameliyatta olmanın verdiği stresle “işini yarım bırakan, duyarsız” Alman’a patlamış.

Zaten baktığınızda mahkeme de Türk’ü “çok haksız” bulmamış. Üç ay hapis ve 3000 euro para cezası vermiş. Hapis cezasını ertelemiş ama parayı almış.


lifeproof

Tags AlmanyaAlmancıTürk doktor Alman'ı yumrukladıhürriyet gazetesihürriyet

31st December 2009

Text

2008 yazında Washington, DC’deki Newseum (news ve museum kelimelerinden portmantolanmış Habercilik Müzesi anlamına geliyor)’u gezerken dünya basın özgürlüğü haritası‘nın önünde biraz zaman geçirdim ve Türkiye’nin durumuna uzun uzun baktım. Haritada yeşil=özgür, sarı=kısmen özgür ve kırmızı=özgür değil anlamına geliyordu. Türkiye sarı ülkeler arasında. Bu haritada—Amerikan bakış açısıyla hazırlandığı için—Çin, Rusya, Afganistan ve birtakım Orta Asya ülkeleri ile Kuzey ve Orta Afrika’nın neredeyse tamamı kırmızıyla işaretlenmiş. Kuzey Amerika’nın tamamı, Avrupa ve Avustralya da yeşil. Türkiye sarı. Yunanistan yeşil. Şili yeşil. Japonya yeşil. İtalya sarı. Mısır sarı. ve tabii ki, Küba kırmızı.

Bugün gidip baksam Türkiye hala sarı mıdır yoksa kırmızılar arasındaki yerini almış mıdır bilinmez ama Türkiye’de basın özgürlüğü—birkaç gün önce Ertuğrul Özkök’ün ve Aydın Doğan’ın görevlerini bırakmasından da anlaşılacağı üzere—kıpkırmızı bir renk almış haldedir.

Bu yeni ortaya çıkan bir şey değil aslında. Türk medyası ve Türk basını üzerindeki kıskaç zaten AKP hükümeti başa geldiğinden beri daralmaya başlamıştı. Hükümet yanlısı olan dindar medyanın yükselişi, Sabah ve ATV’nin çevik bir hamle ile Ciner Holding’in elinden alınıp Çalıklar’a peşkeş çekilmesi, Doğan Medya Holding’e atılan 3 milyar dolarlık çalım, Tayyip Erdoğan’ın danışmanların azımsanmayacak bir oranının gazetecilerden ve medya uzmanlarından oluşması… Akif Beki ve Erdoğan’ın Harfleri. Bütün bunlar AKP’nin medya stratejisini ve kendileri hakkında fikir beyan eden medyaya karşı yağlı güreş tabiriyle arkadan çift dalarak toptan ele geçirme veya topyekun susturma taktiğinin birer örneği.

Hatta, kendileri Amerika ziyaretindeyken Tunceli’de şehit edilen askerler hakkında yapılacak haberler için ne buyurmuşlardır: Bu tür olaylara ve haberlere çok yer vererek prim yaptırmayınız. Bunları mümkünse görmeyiniz, haber etmeyiniz, itibar etmeyiniz.

İşte Erdoğan’ın basına bakış açısını özetler nitelikteki sözlerdir bunlar. Erdoğan’a göre basın: gereken şeyleri görecek, haber edecek; gerekmeyen şeyleri görmezden gelecek, itibar etmeyecek. Anlayacağınız, bu iş Nasreddin Hoca fıkrasına benziyor biraz.

Sonra kalkıp da Türkiye’de basın özgürlüğünden, basın dünyasının gelişmişliğinden, CNN Türk’ten, sansürsüzlükten, gelişmeden ve açılımdan söz etmek son derece güç. Körler sağırlar birbirini ağırlar. Sonra Türk adaletine güvenin, Güçlü Türkiye Güçlü Ordu, güvenilir haberden, kozmik odadan, jitem’in varoluşsal problemlerinden söz etmek biraz abes kaçıyor.

Türkiye’de kim neyi neden söylüyor biraz karıştı artık. 5N1K’cı arkadaş g noktası ve 3G arasında sıkıştığından işini yapamadığı için bunlara bir cevap da bulamıyoruz, biz yeşil ve tepkili halk olarak.

Nerede bu devlet? Nerede bu basın? Nerede bu Cüneyt Özdemir?

İşte Ertuğrul Özkök gitti mi, yeteneksiz Acun kaldı mi…


lifeproof

Tags Washington, DCNewseumHabercilik MüzesisansürsüzCNN TürkCüneyt Özdemir5N1KErtuğrul ÖzkökAcunrecep tayyip erdoğanbasın özgürlüğüaydın doğanhürriyethürriyet gazetesiAKPATVsabah gazetesiciner holdingdoğan holdingdoğan medyaakif bekiErdoğan'ın Harfleri

19th November 2009

Text

Açıkçası ses etmeyeyim, geçer gider diyorum bazan ama olacak gibi değil…

Her gün “işim gereği” okuduğum gazetelerden zaten tiksinerek ismini andığım isimlerin başında geliyor Yılmaz Özdil. Kendisi Hürriyet gazetesinin yeni bombalarından, aslında bunu özelikle belirtmeme gerek yok. Niye? Çünkü kabul edin siz de ister istemez onun yazılarına maruz kalıyorsunuz… Bakınız okuyorsunuz demiyorum Maruz Kalıyorsunuz diyorum. Kendisinin faşizan diline, çoğu zaman tahrik edici ifadelerine, atatürkçülük ile atatürk’ün ismini ve şahsını kullanıp demagoji yapmayı birbirine karıştıran saçmalıklarına, iki kelime yazarım (çünkü Türk halkı aptaldır, ona kısa cümleler kurup çok düşünmeye sevk etmeyeceksin), maaşımı alırım, alem buysa kral benim tavrından ziyadesiyle tiksinme geldi bana. Her allahın günü birilerinin oradan buradan onun eski, yeni bir yazısını maille, facebokla, telgrafla, onunla bununla tekrar tekrar göndermelerinden ve YILDIRDIN beni Özdil!

Bakınız artık burama geldiği için sizlere iki örnek göndereceğim ve zat-ı şahaneleri kadar halkı aptal yerine koyan (tamam düşünmeyi sevmeyen bir milletiz, ama bu kadar da aptal değiliz be birader), kolaya kaçan, rahatsızlık veren bir başkasının olmadığını dile getireceğim affınıza sığınarak. Beyefendinin BURADAKİ yazısı sözde lafı gediğine koyuyor, ama yazı çok beğenilmiş, çok ilgi görüp o gün herkesin mailinde EK’lenmiş, MSN’inde kiyisel ileti girilmiş, Facebook’unda link halinde düşünülmüş ki abimiz bir de BURADAKİ devam yazısını kaleme almış.

Bir dakika, çok beğenildiği için devamı yapılan şey günlük yazı değildir ki, sinema filmidir!

Yazıyı kaleme almış dememe bakmayın. Halt etmiş…


oynakbeyi

Tags yılmaz özdilhürriyet gazetesitürk halkıfacebookmsn

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?