her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

7th October 2010

Text

Birbiri ardına internet ile ilgili site kapatma davaları var, onun dışında askerlere karşı davalar, o davası, bu davası… davalar…

Bütün bu süreçler zarfında sürekli yinelenen ve beynimize işleyen bir söylem var: Türkiye, bir hukuk devletidir.

Hukuk devleti diyerek, biz istediğimiz şeyi mahkemeden karar çıkartarak yaparız. Mahkemeden karar çıktığı için de dolayısıyla haklıyızdır, çünkü kanun her şeyden üstündür, denilmek isteniyor… ve kavramsal olarak bu geçerli bir argüman.

Fakat, bir kurumun ve onun üzerinde temellendiği düşüncelerin içini boşaltıp bunları birer “devlet aygıtı” haline getirirseniz bunların bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve adaleti zan altında kalmaya başlar. Bundan sonra saçma bir şekilde, Otostopçu’nun Galaksi Rehberi’nde olduğu gibi, biz bu konuda karar çıkartmıştık ama siz bize itirazda bulunmamışsınız gibi neredeyse aptalca demek zorunda olduğum bir absürt yaklaşım içerisine giriyorlar.

Bunu Google’a, YouTube’a yaptılar… Şimdi de Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, CeBIT Bilişim Eurasia 2010’da Facebook için şöyle demiş: 

“Olayı sadece bir paylaşım sitesinin kapatılması gibi basite indirgemek doğru değil. İşin arka planına bakmanız lazım. Arka planında 30 tane kapatma kararı var. Bu kapatma kararına karşı, bu paylaşım sitesi hiçbir girişimde bulunmamış. Bir üst mahkemeye gitmemiş. Gelip idareyle konuşup çözüm cihetine gitmemiş. Başka ülkelerde yaptığı, uyduğu, tabi olduğu kanunları Türkiye’de yok saymış. 

Burası bir hukuk devleti. Burada hukuk herkes için işler. Yabancı, yerli farketmez. Bir Türkiye şirketi hangi hukuk sistemine tabiyse, burada hizmet veren, alışveriş yapan, parakazanan, yurt dışında bir şirket de olsa aynı hukuk sistemine tabi. Bizim istediğimiz çifte standart uygulanmamasıdır. İsrail‘de, Almanya‘da, Brezilya‘da başka davranacaksınız, onların dediklerini yapacaksınız, Türkiye’ye gelince ‘Ben yapmam’ diyeceksiniz. Türk halkı bunu kabul etmez.” 

Vogonlar hayal ürünü değiller, hazır yeri gelmişken örneğini göstereyim istedim.

Şairler iş başına…


lifeproof

Tags facebookgoogleyoutubesite kapatmasite kapatma kararıhukuk devletitürkiye bir hukuk devletidirdevlet aygıtıbinali yıldırımulaştırma bakanıcebit bilişim eurasia 2010Otostopçu'nun Galaksi Rehberivogonlarvogon

23rd February 2010

Text

Facebook sen nelere kadirsin…

Geçen hafta Hürriyet Gazetesinin iç sayfalarından birini açtığımda soldaki sayfanın üst kısmındaki haberde 4 Şubat’ta Facebook’ta ‘ölüme gidiyoruz’ diyerek durum güncellemesi yaptıktan sonra kaybolan iki arkadaşın haberi vardı. Bu iki çocuk Adıyaman Üniversitesi’nde öğrencilermiş.

Onun hemen altındaki ikinci haber yine Adıyaman’dan. Yine, Facebook’ta ‘Bedenler yakılmalı’ şeklinde bir durum güncellemesi yapan bir arkadaş, kendisini jiletleyip tinerle ateşe verdikten sonra kayalıklardan aşağı atlamış.

Bu iki haberin altalta olması, ikisinin de Facebook’la ve Adıyaman’la bağlantılı olması epey ilginç. Bu etmenler arasında herhangi bir bağlantı olduğunu düşünmüyorum ama ne garip bir tesadüf sayın seyirciler.


lifeproof

Tags facebookadıyamanintiharhürriyetadıyaman üniversitesikendini yakmak

12th January 2010

Text

Az önce çalıştığım müessesenin koridorları arasında bir fotoğraf çekme aktivitesinin yanından geçtim. Gördüğüm sahne bende birtakım düşünceler doğurdu haliyle…

Hemen girdim facebook ortamlarında eşimin, dostumun hattâ benim bile yer aldığım fotoğraflarda kaç kişi bu hareketi yapıyor diye bir araştırmaya girdim. Daha önce yazdığım bir yazıda bu konuya değinmemiş olmanın utancını da yaşadığımı söylemem gerek.

Her neyse, artık kültür tarihimizdeki İslam etkisi dolayısıyla mıdır, yoksa suretlere olan yabancılığımızdan dolayı mıdır bilemem, fotoğrafla olan ilişkimiz - tabi ki yaygın manada diyorum, zira ilk yıllarından beri bu topraklarda da fotoğraf ve fotoğrafçı vardır - biraz aksak olmuştur. Dijitalleşene kadar bir mesafeyle yaklaştığımız fotoğraf mefhumu, sözkonusu dijitalleşme ve teknolojik ilerleme sağlandıktan sonra geleneksel sanatlarımız arasına girmiş kadar oldu.

Uzatmayayım, yanından geçtiğim aktivitede herkes “ZAFER İŞARETİ” yapıyordu! Önce dedim, birisine kulak yapıyorlar, veya saat 2 şeklinde birisine bir şey hatırlatıyorlar, 2 dakikada 2 çay 2 simit diyorlar, 2 kilo baldo pirinç diyorlar ne bileyim insan sayısına göre değişebilecek teoriler ürettim haliyle… Sonra Facebook’ta bu pozu verenlerin oranına baktığım zaman hayatımın dumûrunu yaşadığımı söylemem gerek. Bir gotoğrafta 4 kişi varken ve toplamda 8 tane ZAFER İŞARETİ yapılabilecekken ben tam 11 tane saydım. Yoldan geçen ve fotoğrafı çeken de ekibe eşlik etmişti!

Buradan yola çıkarak, fotoğrafı ele geçirdik, fotoğraf meselesini Türkleştirdik, poz veren 2-fotoğraf 0 şeklinde sonucun skorla ifade edilebildiği bir müsabaka var adeta…

Keşke o zafer işareti, yahut 2, yahut roma rakamıyla 5, yahut V - gerisi sizin hayal gücünüze kalmış - keşke, bir arkadaşımıza yapılan muzır bir eşek kulağı şakası olsaydı fotoğraflarımızda. Herhangi bir mücadeleye girmeden kazanılan zaferin işaretini yapmak ne kadar boş bir şeydir ve bunu hakkıyla yapanlara ayıp değil midir, pozör dostlarım! lütfen, bakın lütfen diyorum yahu!


oynakbeyi

Tags fotoğrafzafer işaretifacebooktürkleştirmektürkün fotoğrafla imtihanıpoz vermek

19th November 2009

Text

Açıkçası ses etmeyeyim, geçer gider diyorum bazan ama olacak gibi değil…

Her gün “işim gereği” okuduğum gazetelerden zaten tiksinerek ismini andığım isimlerin başında geliyor Yılmaz Özdil. Kendisi Hürriyet gazetesinin yeni bombalarından, aslında bunu özelikle belirtmeme gerek yok. Niye? Çünkü kabul edin siz de ister istemez onun yazılarına maruz kalıyorsunuz… Bakınız okuyorsunuz demiyorum Maruz Kalıyorsunuz diyorum. Kendisinin faşizan diline, çoğu zaman tahrik edici ifadelerine, atatürkçülük ile atatürk’ün ismini ve şahsını kullanıp demagoji yapmayı birbirine karıştıran saçmalıklarına, iki kelime yazarım (çünkü Türk halkı aptaldır, ona kısa cümleler kurup çok düşünmeye sevk etmeyeceksin), maaşımı alırım, alem buysa kral benim tavrından ziyadesiyle tiksinme geldi bana. Her allahın günü birilerinin oradan buradan onun eski, yeni bir yazısını maille, facebokla, telgrafla, onunla bununla tekrar tekrar göndermelerinden ve YILDIRDIN beni Özdil!

Bakınız artık burama geldiği için sizlere iki örnek göndereceğim ve zat-ı şahaneleri kadar halkı aptal yerine koyan (tamam düşünmeyi sevmeyen bir milletiz, ama bu kadar da aptal değiliz be birader), kolaya kaçan, rahatsızlık veren bir başkasının olmadığını dile getireceğim affınıza sığınarak. Beyefendinin BURADAKİ yazısı sözde lafı gediğine koyuyor, ama yazı çok beğenilmiş, çok ilgi görüp o gün herkesin mailinde EK’lenmiş, MSN’inde kiyisel ileti girilmiş, Facebook’unda link halinde düşünülmüş ki abimiz bir de BURADAKİ devam yazısını kaleme almış.

Bir dakika, çok beğenildiği için devamı yapılan şey günlük yazı değildir ki, sinema filmidir!

Yazıyı kaleme almış dememe bakmayın. Halt etmiş…


oynakbeyi

Tags yılmaz özdilhürriyet gazetesitürk halkıfacebookmsn

8th November 2009

Text

‘Şaka yaparken kaka yapmak’ deyimi sanıyorum ki bir tek Türkçe dilinde mevcut. Bugün facebook’ta bir arkadaşımın paylaştığı ve TRT‘de yayınlanan bir ‘şaka programı,’ Bir Zahmet‘ten alınan görüntülerle ülkede şaka yapmanın bilinmediğini ve ‘eşek şakası’nın literatürden kaldırılmasının gerektiğini fark etmiş bulunuyorum.

Eşek şakası literatürden kaldırılmalı çünkü şaka ve eşek şakası aynı anlama geliyorlar. Kısaca şakka diyebilirsiniz isterseniz.

Neyse, bu programda hasbel kader televizyoncu olmayı başarıp şaka programı yapmaya başlamış olan sosyal psikoloji ve davranışbilim özürlüsü Gökhan Yıkılkan ve yanında elinde odunla oturan ‘arkadaşı’ ile yoldan geçenlere laf atıp onları taciz ediyorlar. Başkalarına bu şaka yemeyeceği ve kendileri dayak yiyecekleri için çok genç erkek çocukları üzerine yoğunlaştırdıkları şakkayı oltaya gelen bir emocu genç arkadaşı 9 dakika boyunca fiziksel ve manevi olarak taciz ederek ve de psikolojik şiddet uygulayarak son derece derin travmalara yol açıyorlar ve ardından hiçbir şey olmamış gibi—şaka yaptıklarını dahi söylemeden—eline programın ödülü olan parayı sıkıştırıp kaçıyorlar.

Yahu, madem şakka yaptın. Şakka bittikten sonra efendi gibi sarıl öp biz sana kamera şakası yaptık diyerek bir açıklama yap. Programın ödülü bu kadar para, takdim et kutla. Çocuğun üzerinden travmanın, şaşkınlığın, sarsıntının etkilerini almaya çalış.

Yok ama şakada arkadaşına:

Sopayla vur Erhan! Sağ bacağını kır, yok yok sol bacağını kır,

diyerek şaka yaptığını zanneden bir insan müsveddesinden böyle bir bilinç beklemek son derece hatalı olur.

Programın yapımcısı Alper Mestçi de programı savunmuş: efendim, hiç eleştiri almamışlar da programa katılanlar ve izleyiciler hallerinden memnunmuşlar da… ”Psikolojik şiddet falan da uygulanmıyor. Her şey belli sınırlar içinde yapılıyor. Bu eleştiriyi yapanlara önce sabah programlarını eleştirmelerini öneriyorum” demiş.

Şaka ile psikolojik şiddet arasındaki ayrımın bilincinde olmayan nesle aşinayız malesef.


lifeproof

Tags Gökhan YıkılkanAlper MestçiTRTşaka programışaka programıfacebookBir Zahmeteşek şakasıkamera şakası

22nd October 2009

Text

Bu yeni bir şey değil ama internete bağlı [ve bağımlı] olmanın beynin çalışma sistemini ve düşünce dengesini etkilediğini fark ettim.

Bunu yeni fark etmedim. Bilgisayarın başından her kalktığımda tekrar tekrar idrak ettiğim bir şey bu.

Misal, sabah kalkıyorum, aklımda o gün için çizilmiş çok NET bir program var. Yapılacaklar, edilecekler, telefon edilecekler, buluşulacaklar, konuşulacaklar, gidilecekler, gelinecekler, söylenecekler, yazılacaklar ve okunacaklar ve daha neler… sonra, bilgisayar başına oturuyorum: twitter, friendfeed, feysbuk’ta da bu olmuş, şunun resmi, bunun linki, böyle bir konu varmış, wikipedia’da araştır, üzerine düşün, bak aynı konu hakkında şurada ne denmiş, peki bu buna ne cevap vermiş, aaaa bu resim de güzelmiş, gazetede de bir şey vardı, evet, sonra twitter, linkler, okunanlar, aha bunu kesin bloguma yazmalıyım, aaa bak bunu da fark ettim, şunu da şuraya söyleyeyim, dur dur dur şu kişiye de eposta yazmam lazımdı…. sonra bir bakarsın akşam olmuş…. sonra bir bakarsın neredeyse sabah olmuş.

Yatayım bari. Ondan sonraki gün sabah kalktığımda dünkü planın hemen hemen aynısı daha berrak bir şekilde zihnimin önünde durmaktadır. Sonra mı? Sonrasını biliyorsunuz zaten.

Ben bunun aynısının neredeyse tıpkısını bundan 3 sene önce de yazmıştım thirteenx ile beraber. Adını da koymuştuk Çevrim Teorisi. Yeni Harman dergisinde 3er yazıdan 6 yazı olarak bastık. Manifestosu bile vardı.

Ama bak iki dirhem yol katedememişiz o günden bu yana. Kendimi sanal dünyadan biraz ıraksayasım var.

Çekilin siz de biraz o monitörün önünden!


lifeproof

Tags facebookfriendfeedinternet bağımlılığılinksmiley link tutmazthirteenxtwitterwikipediaçevrim teorisiYeni Harman

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?