her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder. Follow @paktin Follow @oynakbeyi Follow @sutkutusu
Text
Dün gördüğümden beri benim de aklımda bu kare: Tayyip Erdoğan’ın takım elbiseyle sınır mevzilerinde çömelmiş dirseklerini dizine dayamış görüntülerini gördüğümden beri fırsat kolluyorum… ¿ f a r k e t t i m ? ’e gelip şu yazıyı yazmak için.
Bugünkü gazete yazılarının çoğu da bu konuya odaklanmış. Kimileri de yazarların bu konuya odaklanmış olmasına odaklanmış—ve eleştirmişler. Bu konudan daha mühim şeyler olduğunu iddia etmişler.
Elimizde 60 yılda milyarlarca dolar harcayarak ve lobi yaparak elde ettiği itibarı ve saygıyı bir şafak vakti Mavi Marmara gemisinde yaptıkları densiz hareketler yüzünden Twitter ve Facebook üzerinden kaybeden bir İsrail örneği var. İsrail’in başına bunlar gelirken, The Jerusalem Post gazetesinin baş yazarı Amir Mizroch’un Wired Magazine için özel yazdığı yazıda da vurgulamaya çalıştığı gibi: artık topla tüfekle, parayla, güçle değil Twitter hesabıyla, Facebook’ta alınan ‘like’larla ve bloglarda hakkında yazılanlarla ölçülüyor… gerçeklik, hakikat, itibar ve değer.
Buradan yola çıkarak: Takım elbiseyle sınırdaki dağlık alanda hop hop sekerek ve mevzide harç karmaktan yorgun düşmüş bir inşaat emekçisi gibi çömelerek poz veren bir başbakanın ortaya koyacağı imaj çok önemlidir. Ölen onca insanın ve ailelerinin, yaşanan olaylardan tedirgin olan vatandaşların, düşmanlarının, dışarıdan bu gelişmelerebakan uluslararası izleyicilerin gözünün önüne bu resimle gelmek…
Haaa, şu başbakanın takım elbiseyle sınırda çömeldiği olay değil mi?
Böyle hatırlanan bir başbakan Orta Doğu Birliği’nin liderliğine nasıl oynar? Ağzından köpükler saçarak ülkeleri tehtid ettiğinde onu kaç kişi ciddiye alır?
Bir de takım elbiseyle sınır mevzisi ziyaret edildiği nerede görülmüş? Kamuflajla Çırağan Sarayı’na toplantıya gelen paşa gördünüz mü?
Text
Bu metin yazıldıktan birkaç saat sonra 7 tepeli şehrin 7 ayrı meydanında birtakım konserler verilecek. Tarkan, Kıraç, Mercan Dede, Zara, Nil Karaibrahimgil ve daha kimler kimler… Havaya atılacak havaifişeklerin coşkusundan bahsetmeye kelimeler kifayetsiz kalır.
Kimlerin nerede konser vereceğinin çok büyük önemi yok aslında… Konserin esbab-ı mucibesi İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’nin resmen başlamış olması durumudur. Yani koca bir yıl boyunca Avrupa’nın, yani ülkemiz için muasır medeniyetler kıtasının, birkaç kültür başkentinden birisi olacağız ve bu aktivitelere halk konserleriyle başlıyoruz.
Şimdi bu Avrupa’ya yönelik bir hareket midir, yoksa tamamen belediyeci mantığına bürünmüş, vizyonsuz ve basiretsiz bir tavır mıdır diye düşünürken fark ediyoruz ki, Avrupa’yla uzaktan yakından alakamız yoktur. Varsa da gurbetçilerden öteye geçememiş / geçemeyecek bir tavırdır.
İspanya’nın yetiştirdiği seçkin müzisyenlerden birisi olan Jordi Savall geçtiğimiz aylarda son albümünü yayınladı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir süre İstanbul’da da yaşamış Dimitri Kantemiroğlu‘nun Türk müziği makamlarında bestelediği eserlerden bir derlemeyle ve bazı Türk müzisyenlerle beraber İstanbul isimli bu albüme imza attı Savall. Avrupa Kültür Başkenti olmuş bir şehir adını taşıyan ve icracısı son derece önemli bir müzisyenken, böyle bir konser düzenlenmesini beklemek çok mu safdillik olur, yoksa amaç gerçekten Avrupa değil de İstanbul’daki vatandaşa yönelik bir hareket midir anlayabilmiş değilim. Yahut bazılarının müzik bilgisi Mercan Dede’yi daha önemli sandığı için, Savall’e kadar gelememişler…
İstanbul’a dair kaleme alınan bütün metinlerde, her araştırma kitabında, ortaokul kompozisyon metninde bile binlerce yıllık tarihinden bahsedilir, Roma-Bizans-Osmanlı-Cumhuriyet dörtgeninden del vurulurken, 2010’a yönelik bir tane Kent Müzesi projesinin olmaması bizleri nasıl bir yılın beklediğinin sorgulanması için yeterli bir sebep değil midir?
Üniversite yıllarımda sıkça kullandığım ve her seferinde gözümle gördüğüm, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı, İ.Ü. Merkez Kitaplığı… gibi kütüphaneler ya yer sıkıntısı ya da yıllardır bitmeyen tadilatları dolayısıyla tam randımanlı hizmet veremezken hâlâ hayata geçirilmemiş bir kütüphane 2010’da kültür başkenti olacak bir şehrin ihtiyacı değil midir acaba?
Yıl içinde onlarca festival düzenlenirken, binlerce yıllık bu şehrin ciddi anlamda bir opera binasının olmaması, kültür başkenti kavramından anladığımız şeylerin eksikliğini göstermiyor mu sizce de? Süreyya Operası’nı hatırlatacak olursanız dünyadaki opera binalarıyla mukayese edildiği zaman Süreyya Operası’nın sıkletinin hafif kaldığını anlayacaksınız…
Deposunda Türk resim tarihinin güzide eserleri çürümeye terk edilmişken, başına geçen her müdür ödenek sıkıntısından dem vururken, müzeye yönelik en son ödeneğin Abdüllatif Şener tarafından - kendi çabalarıyla - tedarik edildiği Resim ve Heykel müzesi hâlâ onlarca sorunla uğraşırken, 15 milyonluk şehrin %90’ının yerini bile bilmediği bir müze iken 2010’da yapılacak etkinliklerin / projelerin hangisinin gerçekten amaca yönelik olduğunu söyleyebiliriz ki? Kendisini Dolmabahçe Sarayı’nda yaşamış şanlı atalarına daha yakın olmak adına, başbakanlık konutunu (saray müştemilatının bir bölümünü bu bina için vakfederek) sarayın sınırları içine ve Resim ve Heykel Müzesi’nin hemen dibine konduran R.T.E. sözkonusu bina için yapılan masrafın yarısını, bahsi geçen müzeye aktarsaydı bugün Türk resim tarihi hakkında bazılarımız daha çok bilgi sahibi olabilirdi kanısındayım… Ki bu bina dolayısıyla artık sözkonusu müzeye ziyaret de zorlaşmış durumda. Çünkü mesaisinin bir bölümünü başbakanımız İstanbul’da gerçekleştirdiği için sözünü ettiğimiz konut, olağanüstü koruma altına alınıyor. (Beşiktaşlılar bilir, iskelenin yanındaki çay bahçelerinin kaldırılma sebebi de sözünü ettiğimiz olağanüstü güvenlik meselesidir.)
Bundan birkaç yıl önce kesinleşmişken sözkonusu Kültür Başkenti olma durumu, aradan geçen zamanda AKM’ye dair hiçbir adım atılamaması, kimilerinin yıkılıp cami yapılacağı korkusu, kimilerinin tek sembolümüz o cümlesi, kimisinin adam gibi izah edemeyişi yüzünden soğutması soğutma olmayan, ısıtması ısıtmayan, fuayesi komik, sergi salonu fecaat, kulisleri eski, salonu şaşaalı, görüntüsü ürküntü verici AKM ne onarılabildi ne de yıkılabildi! Dolayısıyla 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerine “Kültür Merkezi” olmadan start verilmesi bir utanç meselesi değil midir?
Aslında tüm bunları saydıktan sonra [daha da sayılabilir ama (Kürt çalar Çingen oynar atasözünden hareketle) ben söylerim siz okursunuz ötesi de olmaz zaten] Tarkan, Zara, Kıraç… konserinin niteliğine ve amacına yönelik bir şeyler söylemek sanırım abesle iştigalden öteye bir şey değil… En iyisi havaifişeklerin coşkusuyla kendimizden geçelim.
© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?