her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder. Follow @paktin Follow @oynakbeyi Follow @sutkutusu
Text
İnsanların taklit yetenekleri çoğunlukla faydalı bir beceridir: bebeklerin bir şeyler öğrenmesini kolaylaştırır; toplum içerisinde belirli davranış modellerinin yerleşmesine yardımı olur; grupların, cemaatlerin, takımların, kabilelerin, ulusların ve bunlar gibi benzer yaşantı yapısına sahip olan toplulukların oluşmasına ve bir arada kalmalarını sağlar.
Örnek olarak, Atatürk’ün kendisini özendirici bir unsur olarak Türk halkına sunmuş olması ve herkesin bir noktada onu taklit etmesini (takip de olabilir) sağlamaya çalışmış olmasını verebiliriz.
İnsan denilen canlının bu taklit becerisinin olumlu olduğu kadar olumsuz etkileri de var. Bazı zamanlarda insanlar hoşlarına giden, onları eğlendiren, güldüren kimi şeyleri de taklit ederler. Bunlara örnek olarak Cem Yılmaz’ı verebiliriz. Cem Yılmaz’ın şovlarında yaptığı espriler yıllarca insanların literatüründe önemli yer kapladı. Filmlerindeki replikler halen bu literatürde yer tutar.
Ama bu örnek her ne kadar arzu edilmeyen bir şey olsa da… Cem Yılmaz’ın bir anlatıcı olması bu karakterleri yaşamaması ve bu esprileri kendi hayatında uygulayan kişilerin de mevzu bahis karakterleri canlandırmaya çalışmamalarından ötürü çok eleştirebileceğimiz bir şey değil.
Fakat—daha öncesi hakkında bir yorum yapmayacağım—Avrupa Yakası’ndaki Selin’i hayata geçiren pek çok genç kızımız (şu sıralar evli ve çocuklu olma yaşına gelmişlerdir) ‘oha falan olmaktan’ kendilerini alamadılar. Buna karşılık genç erkeklerimiz Gaffur’un peşisıra ‘ölümüne kanka’ oldular. Ardından Şahika katıldı aramıza. Biz de onun gibi ‘kültürümüzle dövdük’ önümüze geleni. Ayh, seviyemi bozacaktım yine az kaldı!
Ve sonra geldi Türk Malı heeeey, Türk Malı hoooooow.
Türk Malı hakkında bir şey yazmak için uygun zamanı bekliyordum: dizinin genel çerçevesi Married With Children’ın adaptasyonu olmaktan çıksın da kendi formatını bulsun; Şafak Sezer eskiden oynadığı rollerin etkilerini üzerinden atsın da Erman Kuzu’nun üniformasının içerisine tam olarak yerleşsin ve Binnur Kaya, Şahika’nın elitist kokoşluğunu ve kendini beğenmişliğinin yarattığı etkileri üzerinden çıkarsın ve Aaaabiye’nin elbisesinin derinliklerinden bize o ezik hayal kırığı kabuklarını çıkarsın… ondan sonra dizi hakkında bir inceleme yazayım diye.
Fakat, Türk Malı izleyicisi beni Türk Malı’ndan önce kendileri hakkında yazmak zorunda bıraktı.
Dizilerdeki karakterleri gündelik hayatımıza taşıyan genciyle yaşlısıyla milyonlarca Türk’ü hepimiz her gün görüyoruz. Bu insanlar plaza, kurumsal kimlik, takım elbise, elitizm dinlemeden bir ‘viral proje’ gibi her türlü fiziksel ortama ve platforma sirayet ediyorlar.
Ben bir zamandır Abiye Kuzu gibi konuşan ve onun gibi gerizekalıca atasözü açıklamaları yapmaya çalışan—ve bununla gurur duyan—kadınlar görüyordum zaten. Fakat, beni bu yazıyı yazmaya sürükleyen küçük detay (küçük olmasına rağmen zihnimde büyük yer kaplamış ki günlerdir üzerimden atamamışım) bu taklidi günlük hayatına taşımış bir adam görmüş olmamdır. Evet, adam. Evet, komik olmak için bunu yapmadı.
Bu kişi gayet ciddi bir konuşmanın içerisinde ‘Ne kadan mikkemmel’ tabirini cümle içerisinde kullandı. Evet, ciddiydi. Ve evet, bu tabiri kullandığının farkında bile değildi. Çünkü benim çok şaşırdığımı görünce ve kendince normal bir şey söylediği için benim neye bu kadar şaşırdığımı sorma gereği duydu.
‘Ne kadan mikkkemmmel’ değil mi?
İnsanlar kadın-erkek ayırt etmeden televizyonda gördükleri gülünsün ve eğlenilsin diye var olan gerizekalı karakterlere özenip onları içselleştiriyorlar… ve yaşamlarına gerizekalı moronlar olarak devam etmeyi bir tür övünülesi durum olarak ortaya koyuyorlar.
Burada mevzu bahis olan şey bu replikleri ve karakterleri espri olarak kullanan ve yer yer komik olmak niyetiyle etrafındakilerle paylaşan insanlar değil… günlük hayatına Abiye ve Erman Kuzu olarak devam edenler. Bu yazıya ulaşabilen bir insansanız bu ayrımı da yapabilecek kapasitede olduğunuzu varsayıyorum. Eğer değilseniz, kolayı var: bir daha okumazsınız..
Ne demişler: mürekkep yalayanın bahtı kara olur. Hadi Abiye, açıklamasını senden alalım, şair burada ne demek istemiş?
Text
Her gün televizlonlardaki sabah haberlerinde, günlük gazetelerin manşetlerine bir bakılır bilirsiniz…
Ben de aynı haltı yedim bugün, malum 10 Kasım dolayısıyla kim ne yapmış diyerek biraz alt metin kurcaladım üstünkörü, oldukça eğlenceli ve enteresandı.
Sırasıyla yazıyorum manşetleri…
Yeni Şafak: Türkiye O’nu Anıyor (adeta ananlar arasında olmadıklarını beyan etmişler; sol üst köşede ve konuyla ilgili diğer haber ve açıklamalar gazete tarihinin en küçük puntolarıyla birlikte, detaylar 11. sayfada…)
Milliyet: Saygıyla Anıyoruz (az önceki, 3. tekil şahıs, burada 1. çoğula evrilmiş ve gazetenin klasikleşmiş 10 Kasım manşetinden sonra, Türkiye’nin klasikleşmiş Atatürk evrak-ı metrukecisi Can Dündar’ın güne özel bir arşiv çalışmasıyla iç sayfalara yönlendiriyor okuru…)
Hürriyet: Bu kalp seni unutur mu (ülkemizin en popülist yayın organı olan Hürriyet, kendine yakışan ve yaratıcılığın zirvesi olan manşetini, son günlerin en çok izlenen dizisinden ve bir dönemin hit şarkısından almış, Atatürk’ü milletçe unutmadığımızı beyan etmiş…)
Taraf: —- (Atatürk mü ölmüş, yahu 71 yıl oldu be hâlâ üzerinde durmaya gerek var mı? Yuvarlak bir tarihte gerekeni yaparız…)
Birgün: —- (Güncel değil, daha demokrakit meseleler üzerinde yoğunlaşmamız gerek…)
Zaman: Türkiye Ölümünün 71. Yıldönümünde Atatürk’ü Anıyor (Sağ üst köşede, bir Atatürk illüstrasyonu ile verilen haber iç sayfalara geçmiyor, yazının diline bakıldığında ise Zaman adeta başka bir ülkenin gazetesiymiş ambiyansı veriyor, Yeni Şafak’la paralellik istikrarı sağlamış)
Türkiye: Atatürk’ü ölümünün 71 yıldönümünde şükrahla ve hasretle ANIYORUZ (iç sayfalarda başka bir haber yok, sür manşet geleneğini yerine getirmiş herhangi başka bir açıklama da yok. ANIYORUZ’daki coşku ise şaşırtıcı geliyor…)
Bizim Gazete (Gazeteciler Cemiyeti Gazetesi): Atatürk’ü ölümünün 71. yılında anıyoruz. (Klasik ve cemiyet üyelerinin görüşleri var, fazlasını beklemek yanlış olacaktır.)
Haber Türk: Aramızdan ayrılışının 71. yılında minnetle anıyoruz… (1. sayfaya tam sayfa Atatürk fotoğrafı ile, Atatürk sticker’ı hediyeli Haber Türk, Hürriyet’in yolundan emin adımlarla ilerliyor, popülizmse popülizm, Ata’ya saygıysa saygı, sevgiyse sevgi…)
Posta: Ölümsüz Atatürk (kıraathane, berber ve er-erbaş gazetesi Posta haberciliğiyle olsun, sayfa düzeniyle olsun sözkonusu popülizmin en başarılı örneğidir, bugün de kendilerinden bekleneni yerine getirmiş. Uzun cümleye gerek duymadan, hitap ettiği kesimde soru işaretlerine sebep olmadan net ifadeyle, Atatürk’ün ölmediğini, yüreğimizde yaşadığını, uygarlık savaşında bayrağı onun taşıdığını, her gücü onun aştığını beyan etmişler. Helal olsun…)
Referans: Hiç bitmeyecek sevgimiz (ilk sayfadaki, Anıtkabir fotoğrafının üstüne gazetenin türüne yakışır bir şekilde ekonomik bir mesajla Atatürk’e olan saygı ve sevgileri dile getirmişler, hiç bitmeyecek sevgimiz ifadesi adeta bir şarkı sözü gibi geliyor kulağa, ekonomik bir popülizm örneğini vermişler, tebrikler…)
Radikal: Ölümünün 71 yılında SAYGIYLA ANIYORUZ (Radikal gazetesinin ilk günlerindeki reklamlarını hatırlayanlar bilirler ki Atatürk’ü de bir radikal olarak adlandırmışlardı ve epey de cayırtı kopmuştu. Önemli günler ve haftalarda Atatürk’e olan sevgisini belirtmekten geri kalmayan Radikal gazetesi, yine bunun güzel bir örneğini vermiş (!) yeni aydın kesimin, genç aydın neslinin gazetesi Radikal’deki vurgudaki coşku ise madinar, ama sandığınızın aksine iç sayfalarda haber detayı yok… BAğırıp bırakmışlar, tıpkı diğer meselelere de değinip bıraktıkları gibi…)
Cumhuriyet: EMANETE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ? (Atatürk’ün gazetesi, bilinciyle hareket eden Cumhuriyet tam sayfa içimize işleyen meşhur bakışlarıyla Atatürk portresinin hemen altına yazmış bu manşeti. İç sayfalara gönderme yapmalarına gerek yok, günün en bilinçli gazetesi onlar (!))
Akşam: 71. yılında 71 milyonun kalbindesin, her geçen gün artan özlem ve minnetle (sayısal orantıyla Serdar Turgut yaratıcılığının mükkemmel birlikteliği demek yeter de artar bile.)
Vatan: 1930’dan 2009’a (Başlık yanıltabilir ama sözkonusu tarih, Aattürk’ün 30’da yaptığı konuşmaya gönderme yapıyor. Güngör Mengi, Zülfü Livaneli, Reha Muhtar, Oktay Gönensin, Mustafa Mutlu gibi yazarların güne özel yazıları ile adeta çıkartma yapmışlar ve 16. sayfada haber detaylarına gönderme bulunan sayfada 71. ölüm yıldönümünde Büyük Önder’i minnetle andıklarını beyan etmişler. Günü en ciddiye alan yayın organı Vatan seçilebilir. Gazetedeki hareketliliği yansıtıyor sanırım…)
Star: Türk ve Kürdün Kaderi Bir -71. yılda fikirleriyle anıyoruz- (Star gazetesi Demokratik açılım rüzgarının etkilerini 10. Kasım’da da devam ettirmiş…)
Sabah: Kalbimizdesin (Her ne kadar Çalık Holding’in satın almasından sonra yayın çizgisi epey değişse de eski tavrını kimi zamanlarda koruma ihtiyacı duyan Sabah, bu önemli günde fırsatı kaçırmamış.)
Vakit: Atatürk 71. yılında anılıyor (sayfanın en altında aralara sıkışmış haber, 11. sayfada detaylandırılmış diyeceğim ama orada da aynı şekilde araya sıkışmış, varla yok arası. Keşke hiç koymasaydınız da en az Taraf kadar tutarlı davransaydınız diyesi geliyor insanın.)
Sırasıyla başlık-manşet-sürmanşetlerini verdiğim gazetelerin genel tavrı elbette Atatürk’ün ölümünün 71. yılında da çok değişmeyecektir. Kısmen yorumlarla aldığım başlıklarda gazetelerin genel tavrı da açıkça ortaya çıkıyor. Yoksa ele almak istediğim Atatürk’ün ölüm yıldönümünde niye Atatürk’ü yazmadınız veya niye yazdınız değil. Aynı konuya farklı üsluplarla bakış açıları üzerinden medyamızın diğer hadiselerdeki tutumunu da sergileyebilir kanaatimce.
Hepsi bir kenara, benim asıl dikkatimi çeken ise elbette Cumhuriyet gazesetinin manşeti…
Daha önce, Tehlike’nin Farkında mısınız? diye reklam da veren Cumhuriyet, geçtiğimiz ay 29. Ekim’de tam sayfa kare bulmaca şeklinde hazırladığı sayfaya “Neyi Kutladığınızı biliyor musunuz?” şeklinde bir manşet atmıştı, bugünkü manşeti de “Emanete Sahip Çıkıyor musunuz?” şeklinde olunca bir durup düşünüyor insan.
Sorgulama mı, tahakküm altına alma mı, silkin ve kendine gel mi, yoksa adetâ askerî bir üslup mu diye çeşitli yorumlar geliyor insanın aklına.
Özetle, biz farkındayız “sokaktaki adam”, sen de farkına varacak mısın, emanete sahip çıkacak mısın, kutladığın şey o bildiğin şey değil…
Maksat yargılamak değil, üslubun “baskıcı” tarafını söylemek… Ama baktığımızda hepsinde bir şeyler gizli…
Text
Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bünyesinde yapılan şirinliklerden birisi de kocaman bir pastadan robot Atatürk çıkarmak olmuş.
Tövbe, estağfurullah!
Pastadan Atatürk mü çıkarmış? Bir de göbek attırsaydınız bari kafasızlar…
© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?