her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

14th May 2012

Text

Şükürler olsun futbol ligi bitti!
Bunu iki anlamda da değelendirebilmek mümkün elbette! Bir sezonun sonuna gelindiği kadar, zaten doğuştan sakat olan ve birkaç hadisenin dışında göz boyamalarıyla dolu, ucuz palavralarla sadece bu ülke içinde kitlelerin afyonu haline getirilen ligin çanına ot tıkandı! Bitti yani, çekişme ezeli dostluk ebedi rekabet falan aramayın! Yıllarca herkesin dile getirdiği “düşmanlık” hadisesi bu sene itibariyle gerçekleşti demek gerek belki de! Nasıl anlatmalı, Celtic ve Rangers arasındaki rekabette nasıl mezhep çatışmaları önemli bir etkense, Türkiye’deki takımlar arasında da artık böyle saçma, gereksiz ve bize has uydurma etkenler dahil oldu bu sene itibariyle! Yani futbolun Susurluk’u gözlerimizin önünde yaşandı bu sene! Davadan değil, bu yıl oynanan ligden söz ediyorum!

Dava, sonun başlangıcıydı! Herkes kaybetti orada. Ama kazananlar da var! Ne yazık ki sahada oynayanlardan söz etmiyorum, kazananlar derken… Daha yukarıda ettiğim sözler bile, kimlerin kazandığının izahıdır! Şimdi izninizle farkedilmiş kazananları, sebepleriyle izah etmek istiyorum…

Arda Turan: Bu senenin şampiyonu olan Galatasaray’dan sezonun başında ayrılıp Atletico Madrid’e gittiğinde kendisinin ne yapabileceğini sorgulayanlar da vardı elbette. Kimilerince Türk futbolunun son yıllarda yetiştirebildiği tek ve büyük yeteneği Arda Turan, tartışmalardan, davadan, kavgalardan uzak bir atmosferde, yeni takımıyla UEFA Kupası’nı kazanarak, dahası en nitelikli yayın yapanın bile “skor basını” zihniyetinden kurtulamadığı ülkemiz televizyoncularına, asırlık İspanyol takımına Ardalı Atletico Madrid diye seslendirerek kazananların arasında yer alıyor. Belki de en haklı tek kazanan…

Cüneyt Çakır: Âdettendir, her hafta kazanan takımın taraftarı/oyuncusu/yöneticisi de kaybeden takımın taraftarı/oyuncusu/yöneticisi de hakemler hakkında konuşmak istemezken bile söylemediklerini bırakmazlar! Bu sene Cüneyt Çakır’ın ismi sürekli olarak; “futbolumuzun kötü bir süreçten geçtiği şu karanlık günlerde Avrupa’daki temsilcimiz” cümlesinin ardından anıldı. Avrupa’daki önemli mücadelelerde görev alan hakem, yılın kimilerince en mühim, ultra-süper-mega-über-schön-fantastic derbisinin orta hakemi olarak kazananlar arasına girmeye hak kazandı. Zira o maça kadar hakkında “Avrupa’da daha farklı ve daha kaliteli bir yönetim gösteriyor,” cümlesi de sıkça duyulanlardandı. Çakır’ın Avrupa’da ne kadar doğru yönetim sergilediğini Mourinho veya diğer teknik direktörlere sormamak gerek…

Özkurt Hukuk Danışmanlık: Bu da ne? demeyin! 3 Temmuz’dan itibaren dava haberleriyle ilgili en çok karşımıza çıkan, önce “namus meselesi” adına vazgeçilmeyen akabinde “milli çıkarlar” uğruna bir anda vazgeçilen CAS davasının avukatı Emin Özkurt ve şirketi diğer bir hakkıyla kazanan! Telekomünikasyon Hukuku, Spor Hukuku, Dava, Tahkim ve Uyuşmazlık Çözümü, Fikri Mülkiyet Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Vergi Hukuku, İş Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Ticaret Hukuku gibi bu satırların yazarı kadar memleketin birçoğunun hiç anlamadığı alanlarda davalara bakan şirket ve yöneticisi memlekette Spor Hukuku’nun ne mene bir şey olduğunu gösterdiler. Dahası Fenerbahçe’den sonra yakın zamanda gerçekleşen Beşiktaş’ın UEFA’daki davasının da savunma makamı olması yönüyle ileri tarihlerde karşımıza daha çok çıkacak hukuk adamı olacağını tahmin etmek zor değil…

Rasim Ozan Kütahyalı: Geride bıraktığımız 5 yıl ve önümüzdeki en az bir 10 yıl boyunca yapılacak her kazanan listesinde yer alacak tek isim belki de ROK. Birden peyda oldu, her yerde ve herkese bağırarak sesini duyurdu, kendisinden nefret ettirerek büyüdü. Evlendi, transfer oldu ve en önemlisi her alandaki takipçi, izleyici, okur sayısını bu süreçte kazandı. Önceki yıllarda her programda karşılıklı tartıştığı Enver Aysever’i yıldırım nikâhıyla evlendi karısının programına teslim ederek kendisi bütün “âkil adam”(!) duruşuyla futbol yorumcusu oldu.
Farklı bir açıdan bakmak istiyorum bu futbol yorumcusu meselesine. Bu memlekette saygın isimlere futbol yazdırmak, asıl alanının dışında futbol ilgisi veya bilgisi dolayısıyla konuyla ilgili konuşan, söz söyleyen olmak saygınlık nişanesidir. Lejyondönör’ümüzdür bizim. Coşkun Sabah’a da yazdırırız, Erman Toroğlu’na da, Feridun Düzağaç’a da, Uğur Dündar, Rahmi Turan, Ertuğrul Özkök, Mehmet Yılmaz, Mehmet Ali Birand’a da yazdırırız. Spor programlarında birbirlerine “hocam” diye hitap ederler! Saygı duyulur yani onlara.

İşte Rasim Ozan Kütahyalı, yıllarca bloglarda, nitelikli yayın yapalım diye uğraşan televizyon programlarında, gece gündüz bütün dünya futbolunu takip eden, hakkında okuyan, bilgisayar oyunlarından oyuncu takip eden, zaman zaman sahada top da oynayan, uğraşan, didinen okumuş çocukların uzun zamanda kat edemeyeceği mesafeyi tek bir günde kat edip, kendilerine en dürüst “hakem” ve “futbol yorumcusu” diyen eski hakemlerin karşısında kaykıla kaykıla ve her zaman olduğu gibi bağıra bağıra konuşarak biyolojik özellikleri bağlamında “en büyük zananan” olmuştur!

Mehmet Baransu: Sosyal medya uzmanıyım, diyenlere seslenerek başlayacağım söze. Mehmet Baransu’nun Twitter’daki takipçi sayısının 3 Temmuz’dan önce ve sonra nasıl bir artış yaptığını, o tarihten sonra kaç kere TT listesine girdiğini, adına yazılan “mention”ları, katıldığı televizyon programlarında kendine servis edildiği söylenen, araştırmacı gazetecilik dosyalarındaki TAPE kelimesinin haricinde kaç kere Twitter kelimesini kullandığını inceleyin. Kazanan ne demek anlayacaksınız!

Yıldırım Demirören: Beşiktaş taraftarı onunla ilgili olarak diğer takım taraftarlarını şöyle uyardı, “şimdi siz düşünün!” Geldiği günden beri takım taraftarı olarak değil, futbol sever olarak gerçekten düşünmek gerekiyor sanırım.
En başından almalı; geçtiğimiz yıl Mart ayında daha inşaat sona ermeden toz toprak içinde açılışı yapılmıştı Demirören AVM’nin. İstiklâl’in orta yeri AVM diye şiirlere anılacak sayesinde. Yanındaki Serkil Doryan (Cercle d’Orient) ile aynı yükseklikte olması gerekirken birden bire iki kat daha yükselip, bunun onaylanmasıyla Demirören için ardı ardına kazanmalar başlamıştı! El değiştiren Milliyet ve Vatan gazetelerinin ihalesine önce ortaklı girdiler, sonra ayrılıp davalık oldular, daha sonra Milliyet ve Vatan’ın tak sahibi oldular! İlk büyük transferleri Başbakan’a yakınlığı ile bilinen Akif Beki oldu! Haklılar aslında. Kazanmak için iyi transfere ihtiyaç vardır!
Yıllarca taraftara “yeter” diye bağırtan Yıldırım Demirören, ilk iddianamelerde kendi adı geçiyor olmasına rağmen, suçlu veya masum kendi teknik heyeti ve yöneticileri tutuklu yargılanmazken birden TFF’ye aday olduğunu açıkladı. Bunu yaparken de milyonlarca doları kulübe hibe ettiğini “dostlar alışverişte görsün” derçesine beyan ediyordu. Tabi birkaç hafta sonra UEFA Beşiktaş’a haciz memurları tarafından ziyaret edildiğinde o çoktan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la Margaret Thatcher metodu üzerine konuşup, minarenin kılıfını hazırlamaya girişmişti bile.
Recep Tayyip Erdoğan döneminde hayatımıza yeni yeni giren “zenginler”, holdingler ve iş adamlarının arasında mazisi biraz daha eskilere dayanıp, yeni dönemde kazanan ve bunu da geride bıraktığımız sezon içerisinde gerçekleştiren Yıldırım Demirören “kazananlar”ın başkanı!

Türk Polisi: Yıllarca, öğrenci, memur, işçi, solcu, Kürt, eşcinsel demeden memleketin ve sistemin birçok mağdurunu “karga tulumba” kucaklayan, sevgisini jopla, kontrolsüz kullanmayı sevdiği gücüyle gösteren, ikramını da biber gazıyla yapan Türk Polisi sürecin en önemli figürlerinden olduğu için “kazanan” bir kere. Çünkü yasal olmayan dinlemeleri artık sınırsız alanda kullanabildiklerini gösterdiler. İstedikleri gibi tapeleri bir yerlere verebileceklerini de gösterdiler, artık ‘derin devlet’ veya ‘gladyo’ gibi korkunç isimlerle anılmadan, önce iktidar ve medya tarafından normalleştirilen hareketlerine artık ‘sokaktaki adam’ da tartışmasız onay verir oldu. Artık istedikleri insanı dinleyebilir, fotoğrafını çekebilir, detektiflik oynayabilir, örneğin Puşi taktığı için bir öğrenciyi Terörist diye tutuklayabilirler. Çünkü onların “terörist” tanımı genişledi. Artık jop, kontrolsüz güç ve biber gazlarını kullanacakları yeni insanlar var. Tribünde kavga çıkaranlardan söz etmiyorum elbette, Çağlayan’da, Taksim’de meydanlarda üzerlerine çubuklu formayı giyen erkek-kadın-çocuklara uyguladıkları “coşkulu” hareketler, aslında sırf yeni şiddet alanı bulduklarından kaynaklanıyor. Artık öğrenci, memur, işçi, solcu, Kürt, eşcinsel ayırmayan polis için Fenerbahçe taraftarı da “terörist” listesine girmiştir. Yarın bir başkasının da gireceğinin işaretini alan Türk Polisi her zaman kazananlar arasında, işini en iyi yapandır!

Meydanlar: En dolaylı yoldan ama en renkli kazanan belki de onlar. Meydanlar! Taksim Meydanı, Çağlayan Meydanı, Kadıköy’de veya Anadolu’da bir yerler… Bu sene taraftarların yaptığı yürüyüşler, eylemler en önemlileriydi belki de. Ençok Fenerbahçe taraftarı yapmış olsa da, Galatasaray, Trabzonspor, Beşiktaş… taraftarları da meydanlarda yer aldılar! Seslerini yükselttiler, itiraz ettiler, isyan ettiler! Yani futbolla ilgili ilgisiz insanlara aslında şunu söylediler! Ferman padişahınsa MEYDAN BİZİMDİR! Umarım duyan olmuştur… Bu yaşananlardan sonra, bütün eğlenceleri-hakları elinden alınan insanlar da kazanan listesine girebilmeliler. Meydanlardan başlamak suretiyle…

Recep Tayyip Erdoğan: On yıldır hep kazanan, oy oranını her seçim sırasında artırarak kazanan, uluslararası politika kavgaları, atışmaları, başarısızlıklarını iç politikadaki etki alanını genişleterek dolaylı yoldan kazanan, ulusa seslenirken neler kazandığının işaretini veren, her yerde karşımıza çıkan ve daha uzun süre de kazanacak gibi görünen Recep Tayyip Erdoğan, elbette “ustalık” döneminin bir getirisi olarak adeta Alex gibi, gerektiği yerde asistini yapmış, gerektiği yerde golünü atmış. Az ve öz hareketle bütün bir sezonun kazananı olmuştur. Her zaman olduğu gibi…

3 Temmuz’da başlayan süreç için kısa sürede “siyasi” olduğu yönünde iddialar, açıklamalar yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan “seçimden sonra” başlayan sürecin siyasi olmadığını dile getirdikten sonra başka da bir açıklama yapmadı, akrabası ve dönemin TFF başkanı Mehmet Ali Aydınlar bir şeyler söylemeye çalıştı, illa bir siyasetçiden bir demeç isteyenleri Spordan Sorumlu Devlet Bakanı yeni nesil AKP yıldızı Suat Kılıç’a yönlendirdi. Yıldırım Demirören TFF başkanı olup icazet aldıktan sonra ve Platini gelip Recep Tayyip Erdoğan’la saatler süren toplantı yaptıktan sonra bir iki şey söyledi! Daha önce tartışılan, kavgada söylenmeyecek öneriler “neden olmasın” şeklinde yanıtlanır oldu. Ama hiçbirisi son maçtaki kadar güzel bir muz orta değildi!

Ligin başından beri futbolla yatıp kalkan herkesin “uydurma” dediği Süper Final’in mega-ultra-hiper-über… finalinde Fenerbahçe ve Falatasaray arasındaki asrın(!) dünya derbisinde(!) kupanın nerede verilip verilmeyeceği tartışması yaşandı. Fenedarsoyun, yöneticilerin içinden çıkamadığı beceremediği meseleyi yine Recep Tayyip Erdoğan becerdi! Fatih Terim’in “Albayrak Başbakan’ı ara!” komutunu alıp Recep Tayyiph Erdoğan’ı arayan Albayrak fetvayı herkese duyurdu! KUpa Kadıköy’de verilecek!
Demem o ki, kupayı Kadıköy’de hakkıyla kazanan Galatasaray’ın kupayı alış şekli kazanan hanesine Recep Tayyip Erdoğan’ın yazılmasına yaramıştır!

Yayıncı Kuruluş: Sürecin başından beri asıl mağdur oymuş gibi gösterildi. Gerek kulüp yöneticileri, gerek medya tarafından! Taraftar ve aktif futbol insanları bağıra bağıra itiraz ederlerken 40 haftaya çıkan ligde, 34 haftanın sonrasında Süper Final, Avrupa Finali, Spor Toto Kupası adlarıyla 3 uydurma turnuva daha çıkarılarak 30’un üzerinde yeni maçla, hiçbir takıma ilave para ödemeyip (zira onlarla lig için anlaşmaları 34 maç üzerindendir) bilhassa 12 derbi maçı ile sokaktaki deyimiyle “canlı”yı kazanan müessese olmuştur!

Hakan Şükür: Yazıyı yazarken fark ettim. Tam 11 kazanandan bahsettiğimi. Elimizdeki kadro, bir daha bir araya gelemeyecek uzay takımı gibi bir şey aslında. Haliyle bu kadronun ileri uç elemanı Hakan Şükür’den başkası olamazdı! Birincisi kendisi zaten bir milletvekili. Dokunulmazlığı var. Dokunulmaz tek yorumcumuz! Ayrıca az önce adını andığımız “yayıncı kuruluş”un yorumcusu kendileri. İki kere kazanan yani. Golleri bilen adam Rıdvan Dilmen, bu sene diğer senelere nazaran daha “taraflı” yorumlarıyla başka takım taraftarlarının antipatisini üzerine çekmişken, Sergen Show TV’de Melih Gümüşbıçak ile arzı endam ederken, başka onlarca futbolcu eskisi yorumcu yenisi farklı kanallarda boy gösterirken, hiçbirisi Hakan Şükür kadar gündeme gelmedi. Öyle ki, yaptığı yorumlarla değil aldığı para ve bunu yapmaya hakkı olup olmadığıyla! Farkettim’de daha önce Hakan Şükür üzerine birçok kereler yazdık. Uzun vadeli kazanan olduğu için kendileri, daha sonra yine çokça anacağız gibi geliyor!

Kupayı kimin aldığı, kimlerin ceza aldığı, hangi maddenin kimin için değiştiği tartışmaları bir kenara bu sene Türkiye Futbol Ligi’nin kazananlarının (bir ikisi hariç) diğerlerinin kazanma şekli ve kazandığı şeyler, ligin gerçekten bittiğinin ispatı değil de nedir?


oynakbeyi

Tags Türkiye Futbol LigiTFFŞikeşike davası3 TemmuzSüper FinalArda TuranCüneyt ÇakırEmin ÖzkurtRasim Ozan KütahyalıROKMehmet BaransuYıldırım DemirörenPFDKEUFAPlatiniTürk POlisiRecep Tayyip ErdoğanFenerbahçeFBGSGalatasarayFatih TerimFenerbahçe taraftarı

18th March 2010

Text

Türkiye’de ırkçılık yok.

Bugün şöyle bir evireyim çevireyim diye elime geçen HaberTürk gazetesinin spor nüshasını kurcalıyordum. Bir Galatasaraylı olduğum için Jo karakolluk oldu manşetine takıldım.

Okumaya başladığımda Jo’nun evde sürekli parti verdiğini, komşularının kendisinden şikayetçi olduklarını ve konuyu Jo’nun velisi kaptan Arda Turan başta olmak üzere Galatasaray Spor Kulübü’ne hatta polise kadar aksettirdiklerini okudum. Burada konumuz Jo’nun ev partilerini övmek veya yermek değil de haberin köşesinde gördüğüm kutuda yazan son cümle. Jo’nun komşuları gazetecilere şikayetlerini dile getirirken şu ifadeyi kullanmışlar:

Cihangir’de dolaşan Afrikalılar’a benzeyen kişiler geliyorlar.

Cihangir’de dolaşan Afrikalılar’a benzeyen kişiler. Bundan daha ırkçı bir cümle kullanılabilir mi? Bunu hepimiz yapıyoruz, farkında olarak veya olmayarak ama bu ifadenin ırkçılık derecesini değiştirmez.

Önce milletçe faşistliğin, ırkçılığın ne olduğu konusunu kavramalıyız. Zira, adam ne yaptığını bilmezse yaptığının yanlış olduğunu da idrak edemez.

Nişantaşı’nda dolaşan tikilere benzeyen kişiler.

Fatih’te dolaşan yobazlara benzeyen kişiler.

Ankara’da dolaşan milletvekillerine benzeyen kişiler.

Dünyada dolaşan insanlara benzeyen kişiler.

Farkettim’de yazan yazarlara benzeyen kişiler.


lifeproof

Tags faşizmırkçılıkCihangirAfrikalılarHaber Türkhabertürkarda turanjogalatasaray

15th October 2009

Text

Dilin kemiği yok! Türk futbolcusunda da zerre kadar beyin yok!

Fatih Terim’in istifası üzerine; bir gazeteci, “Milli Takımın genç oyuncusu Arda Turan’a “Fatih Terim görevi bıraktı. Şu anda yerli mi, yoksa yabancı hoca mı olsun konuşmaları başladı. Sizin futbolcu olarak bu konudaki görüşünüz nedir?” sorusunu yöneltmiş.

Genç kardeşimiz Arda Turan ise cevap olarak: “Biraz önce hocamızın da basın toplantısında söylediği gibi bu tamamen bizim dışımızda gelişecek bir olay. Karar mekanizması TFF’dir. Bizim, sadece hocamızın ayrıldığı için üzüntümüz vardır. Onun dışında biz yerli de olsa, yabancıda olsa işimizi profesyonelce yapacağız. Ülkemize hizmet etmek bizim görevimiz. Ama ben milliyetçi bir insan olarak, her zaman bir Türk hocayla çalışmak isterim,” şeklinde yanıtlamış. Halt etmiş!

Demek ki, Arda Turan herhangi bir Avrupa kulübünde forma giymek istemiyor tabii teknik direktörü Türk olmadıkça. Daha da kötüsü Frank Rijkaard’la da çalıştığına çok mutlu değil. Ne de olsa adam Türk değil, hattâ aslında Hollandalı da değil, ataları Surinamlı.


oynakbeyi

Tags Arda TuranfutbolFrank Rijkaardmilliyetçi

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?