her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder. Follow @paktin Follow @oynakbeyi Follow @sutkutusu
Text
Ben hangi zamanlarda yaşadığımızdan pek emin değilim artık. Modern ile ilkel, absürt ile bilimsel bir arada bulunuyor. Aynı anda, aynı yerde, yanyana bulunan bu oksimoron bileşim çoğu tarafından normal karşılanabiliyor. Bir kısım muhalif ve eleştiriciler ise “zıpçıktı” veya “her şeye muhalefet” olarak yaftalanıyorlar.
Siz de hiçbir boku da beğenmiyorsunuz ha!… kulaklarda çınlıyor. O, ona laikçi diyor, öteki ötekine tarikat. Komplo, propaganda, provokasyon gündelik literatürümüzün en kesinlik ifade eden terimleri…
Bir ülkenin cumhurbaşkanının “bizim ülkemiz sosyal bir devlettir, özgürlükler vardır, sansür falan yohtur” demesinden hemen bir gün sonra Vimeo gibi öyle her aklına gelenin video yükleyemediği bir platformun da yasaklanmış ve erişimin engellenmiş olması absürtten de öte… sikimsonik değil mi?
Yani, absürt dediğiniz şey Beckett oyunlarında olur, güleriz ağlamaklı. Estragon, Vladimir’e hadi gidelim der, sonra oldukları yerde dururlar.
Perde!
Text
Çok acaip gözlükleriyle aklımızı almaktan başka birşey yapmayan, yalandan dünya kurtarıcısı, göstermelik insan hakları savunucusu, dandik süper kahraman Bono yine coşmuş ve şöyle buyurmuş: “A decade’s worth of music file-sharing and swiping has made clear that the people it hurts are the creators…the people this reverse Robin Hooding benefits are rich service providers, whose swollen profits perfectly mirror the lost receipts of the music business.” Yani -üç aşağı beş yukarı- diyor ki, yıllardan beri bir tane düzgün şarkı yapamadığımdan değil, siz mp3lerinizi paylaşıyorsunuz diye para kazanamıyorum ve geçen gün bu sebepten ebem Robin Hood’unkini tersten gördüm, arz ederim. Hoşgeldin Bono, mp3 diye birşey var, gel anlatayım sana neymiş? Bahsettiğin “on yıl”ın daha başında Napster hadisesi üzerine konuşulurken Public Enemy’den Chuck D abim, senin gibi “evrenin en büyük rock yıldızı” olduğunu iddia eden Metallica’dan Lars Ulrich’e ağzının payını vermişti. Sen 2010 yılında Türkiye’de -bir zahmet- vereceğin konser sayesinde yaptığın söğüşü hiç sayıp hala daha mp3 üzerinden prim yapma çabasındaysan daha çok Robin Hood görürsün -iki ters bir düz. Ayrıca verdiğin bu savaşı Amerikan hükümetinin çocuk pornosu ile olan mücadelesi ile bağdaştırmana diyecek birşeyim yok ama -utanmazcasına- totaliter Çin rejiminin internet sansürü ile birebir ilişkilendirmen beni benden aldı. İnsan hakları ve internet sansürü süper bir ikili olmuş bence. Dünyayı kurtarma konusunda büyük bir adım. Türkiye’ye geliş sebebin de Youtube yasağına destek vermek olmasın sakın? Dünyayı kurtarmadan önce müzik endüstrisini kurtardın da sinema endüstrisine mi akıl veriyorsun be adam? Yeri gelmişken sorayım, sahi, evrenin en iyi rock grubunun son beş yıldır adamakıllı bir tane şarkısını duyan oldu mu? Hı? Bono? Bonocan?
Text
Türkiye çok güzel bir ülke ama çok fazla Türk var.
Buna Kürtler, Lazlar, Aleviler, Zazalar, Romanlar da çoğunlukla dahildir, çünkü Osmanlı sonrası dönemde hakim kılınan ideoloji çerçevesinde her ne kadar devlet ile sıkıntılar yaşamışlarsa da kültürel olarak monolitik bir bütünlük içerisinde yaşamıştır bu halkların tümü.
Yani, tektip ve hoşgörüsüz bir gelenek-görenek çerçevesinde yaşayan bu insanların tümü baskıcı, müdahaleci, kısıtlayıcı ve de anlayışsızdırlar.
Ve diyorum ki, çok kültürlü ve kozmopolit Osmanlı zamanında bu ahval ve şerait daha ılımlı ve yumuşaktı. Zira, nufüsün %30’u ile 40’ı arasındaki bir oranı Gayrimüslim idi—bu da derinlerde ümmetçi bir zihniyette olduğumuzu da gösteriyor. Zira, geçen aylarda yapılan araştırmada (Sabancı Üniversitesi’ydi sanırım) Türkiye toplumunun en tahammülsüz ve hoşgörüsüz olduğu konu diğer dinler ve onların mensupları olduğu gözlenmişti.
Yani, Kürt de her ne kadar sıkıntı içerisindeyse de—en nihayetinde—Müslümandır. Din kardeşidir. Ama Rum, Ermeni, Yahudi öyle mi ya…
Kısaca, Türkiye çok güzel ama çok fazla Müslüman Türk var. Bunlar olunca da hoşgörü, demokrasi ve huzur olmuyor. Avrupa sizi içine almıyor, peki siz Avrupa’yı içinize alıyor musunuz? Hadi, dışınıza giydiğinizi biliyoruz da..
Text
Şair, bir önceki postunda değişime ayak diremenin anlamsızlığından ve çürümeye başlamış mevcut güç ve menfaat dengelerini bozabileceği korkusuyla güç sahiplerinin değişimi engellemek ve mümkünse hiçbir zaman ortaya çıkmayacak şekilde yok etmek için ellerinden geleni yapmalarının çiğliğinden söz etmeye çalışmış.
Bu tarihin başlangıcından ve belki de ondan bile öncesinden beri bu şekilde işleyen bir dinamik. Biz tarih öncesine herhangi bir kanıt aracılığıyla şahit olamadığımız için bunu asla da bilemeyiz, fakat bu öyle olmadığı anlamına gelmez. (Bilimselliğe ne kadar uzak olduğumuzu anlatan bu mantıktan bir sonraki postta söz edeceğim: ben şahit olmadıysam teori doğru değildir.)
Bu matbaa Osmanlı’dan teğet geçerken Avrupa’da boy boy kitapların basılıp Rönesans ve Reforma gittiği dönemlerde güçleri ellerinden gitmesin diye bu yeniliğe ayak direyen hattatlar ve cehaletten beslenen Şeyhülislam sayesinde bizde yaprak kıpırdamadığında da aynen böyleydi. Askeri modernizasyonun kendilerine olan ihtiyacı ortadan kaldıracak olan Yeniçeri ocağının kaldırdığı kazanların altında da ‘hiç değişmeden bir ömür boyu’ yazıyordu. Cumhuriyet kurulurken, yenilikler bir bir sıralanırken ve birkaç kez denedikten sonra yarım yamalak geçilebilen çok partili (demokrasi) dönemin de bir türlü yerine oturtulamamış olması hep böylesi değişim karşıtları yüzünden olmuştu.
Ve bir kez daha: statükoyu korumak ve ortadaki sorunların çözümsüzlüğü içerisinde varoluşlarına imkan sağlayan uygun atmosferik ve jeopolitik şartları oluşturabilen birçok güç odağı, bu gelişmelerden ve değişen dünya düzeninden rahatsızlar.
Çünkü eğer bu değişiklikler olursa ne milliyetçiliğe ne de sosyal demokrasiye gerek kalmayacak ve onların yerini başka oluşumlar alacak. Zira, şu an kendileri muhafazakar demokrasi adı altında ortaya çıkan yeni olguya bir antitez değiller ve asla olamayacaklar. O yüzden CHP ve MHP’nin tarihteki yerlerini almaları ve yerlerine yeni imaj, kimlik ve ideolojilerle yeni partiler ve yeni oluşumlar gelmeli.
Ve bunların hepsi bir dahaki seçimlere kadar olmalı. Olmalı.
Text
Zaman değişti artık, işler eskisi gibi yürümüyor. Bu tarz sözlerin edildiğini hep duyarız: kimi zaman televizyonda, kimi zaman okuduğunuz (!) bir romanda, kimi zaman babanız dedenize söyler, kimi zaman siz babanıza belki de şimdilerde kızınız size söylüyor bu cümleyi.
Hatta, bizimle aynı topraklarda yaşamış olan Herakleitos bu konuda ilk ciddi düşünce sistemini ortaya koydu: değişmeyen tek şey değişimin kendisidir! Peki o zaman nedir bu insanlardaki değişime karşı koyma güdüsü?
(Kavramın genel anlamıyla) milliyetçilik akımı endüstri çağına ait olan bir kavram. Şu sıralarda sancılı bir şekilde endüstri sonrası çağın sistematiğini kurmak için çeşitli jeopolitik ve ekonomik açılımları yapılmaya çalışılıyor. Bunu algılayamayan veya algılamak istemeyen bazı oluşumlar, gruplar ve cemaatler de dirayetle bunlara karşı çıkıyorlar. Dahası bu karşı çıkanların bir kısmı (örn: CHP) yıllarca bu gibi değişimlerin bayraktarlığını yapmışlardı.
Bu değişimlerin zaruri ve mecburi olduklarını göremeyen veya görmek istemeyen bu güçler işleri iyice arapsaçına çeviriyorlar ve ülkeyi neredeyse bir iç savaş ortamına sürüklüyorlar.
Bu tarz hareketleri yapanların ülkenin ve bölgenin yeni oluşacak dünya düzeninin merkezi ve kaynağı olacağını anlamaları gerek. Bu yeni oluşacak sistematik bölge halklarını ve bölgedeki diğer ülkeleri ekonomik ve politik olarak rahatlacak. Şu anda öne sürdükleri bütün şikayet ve sıkıntıların sonu olacak.
Kısaca, bölgede yapılmaya çalışılan değişim ne kadar çabuk ve sağlıklı bir şekilde uygulanırsa Türkiye’nin ve Türk vatandaşlarının dünya üzerindeki ağırlıkları birkaç kat artacak. Fakat, biz bu eziklik ve oyunbozanlık çerçevesinde hareket ettiğimiz sürece işler sadece daha kötüye gidecek.
Ama bunu anlamayan veya anlamak istemeyen güçler sizleri bu oyuna alet ederek sizin istikbalinizle oynuyorlar. Siz de eğer fakirlik ve eziklik içerisinde yaşamaktan sıkılmadıysanız aynen bu şekilde devam edin.
500 liraya tenezzül edip ona buna silah çekin. Ezel izleyin, Kurtlar Vadisi modasını takip edin. Fason takım elbiselerle kenar mahalle dayısı olun. Alemin kralı olmak dururken.
Ah, Herakleitos senden bin yıllarca ilerideyiz ama senin kadar ileri görüşlü olamıyoruz.
Text
DTP kapatıldı.
Geçen yaz AKP kapatılma tehlikesiyle karşı karşıyayken demokrasiye sahip çıkanlar kışın bu soğuk günlerinde içimizi ısıtan molotof kokteyllerinden etkilenmiş olacaklar ki demokrasiyi sahiplenmek için o kadar yoğun mesai vermediler.
Anayasa Mahkemesi Batasuna Davası‘nı iyi etüd ederek ve kendi davalarında kullanabilecekleri emsalleri iyi belirlemiş gibi görünüyorlar. Demokrasiyi tam olarak algılayamamış bir ülke olarak ABD’nin bu kapatmaya pek itirazı olduğunu ve olacağını sanmıyorum, fakat AB’den bu kapatmaya dair tepkiler Pazartesiyi beklemeden ortaya çıkmaya başladılar bile.
Mahkeme üyelerinin bu kapatma davasını görüşürken ne gibi bir politika ve strateji belirlediğini ve açılıma dair bu davayı nasıl konumlandırdıklarını henüz anlamayı başarmış değilim. Galiba, bunu anlamamız da pek mümkün olmayacak..
Yalnız bu kapatma kararının Demokratik Açılım’ı, AB ile ilişkileri ve Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşme sürecini olumsuz etkileyeceği ve hatta zaten gerginleşmiş olan etnik grupların daha da sert tepkiler göstermesine neden olarak ufak çaplı bir iç savaşa gidilmesine neden olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Bu kapatma kararı, Kürt siyasi çevrelerinin ve ideolojik aktörlerin eline vurulan bir öğretmen cetveli gibiydi. Devlet baba der ki: bu açılımı ya benim kurallarıma göre oynarsın ya da topumu alır giderim. Hiç oynayamazsın.
Bu noktada bu yapılana ‘açılım’ demek dilbilimsel olarak ne kadar mümkün olur? Orasını da varın siz düşünün gari.
Page 1 of 2
© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?