her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

27th December 2009

Text

Türkiye çok güzel bir ülke ama çok fazla Türk var.

Buna Kürtler, Lazlar, Aleviler, Zazalar, Romanlar da çoğunlukla dahildir, çünkü Osmanlı sonrası dönemde hakim kılınan ideoloji çerçevesinde her ne kadar devlet ile sıkıntılar yaşamışlarsa da kültürel olarak monolitik bir bütünlük içerisinde yaşamıştır bu halkların tümü.

Yani, tektip ve hoşgörüsüz bir gelenek-görenek çerçevesinde yaşayan bu insanların tümü baskıcı, müdahaleci, kısıtlayıcı ve de anlayışsızdırlar.

Ve diyorum ki, çok kültürlü ve kozmopolit Osmanlı zamanında bu ahval ve şerait daha ılımlı ve yumuşaktı. Zira, nufüsün %30’u ile 40’ı arasındaki bir oranı Gayrimüslim idi—bu da derinlerde ümmetçi bir zihniyette olduğumuzu da gösteriyor. Zira, geçen aylarda yapılan araştırmada (Sabancı Üniversitesi’ydi sanırım) Türkiye toplumunun en tahammülsüz ve hoşgörüsüz olduğu konu diğer dinler ve onların mensupları olduğu gözlenmişti.

Yani, Kürt de her ne kadar sıkıntı içerisindeyse de—en nihayetinde—Müslümandır. Din kardeşidir. Ama Rum, Ermeni, Yahudi öyle mi ya…

Kısaca, Türkiye çok güzel ama çok fazla Müslüman Türk var. Bunlar olunca da hoşgörü, demokrasi ve huzur olmuyor. Avrupa sizi içine almıyor, peki siz Avrupa’yı içinize alıyor musunuz? Hadi, dışınıza giydiğinizi biliyoruz da..


lifeproof

Tags MüslümanGayrimüslimOsmanlı İmparatorluğuTürkiyeTürkTürklerkürtkürtlerSabancı ÜniversitesiRumErmeniYahudiZazaRomanAlevihoşgörüdemokrasihuzur

17th December 2009

Text

Şair, bir önceki postunda değişime ayak diremenin anlamsızlığından ve çürümeye başlamış mevcut  güç ve menfaat dengelerini bozabileceği korkusuyla güç sahiplerinin değişimi engellemek ve mümkünse hiçbir zaman ortaya çıkmayacak şekilde yok etmek için ellerinden geleni yapmalarının çiğliğinden söz etmeye çalışmış.

Bu tarihin başlangıcından ve belki de ondan bile öncesinden beri bu şekilde işleyen bir dinamik. Biz tarih öncesine herhangi bir kanıt aracılığıyla şahit olamadığımız için bunu asla da bilemeyiz, fakat bu öyle olmadığı anlamına gelmez. (Bilimselliğe ne kadar uzak olduğumuzu anlatan bu mantıktan bir sonraki postta söz edeceğim: ben şahit olmadıysam teori doğru değildir.)

Bu matbaa Osmanlı’dan teğet geçerken Avrupa’da boy boy kitapların basılıp Rönesans ve Reforma gittiği dönemlerde güçleri ellerinden gitmesin diye bu yeniliğe ayak direyen hattatlar ve cehaletten beslenen Şeyhülislam sayesinde bizde yaprak kıpırdamadığında da aynen böyleydi. Askeri modernizasyonun kendilerine olan ihtiyacı ortadan kaldıracak olan Yeniçeri ocağının kaldırdığı kazanların altında da ‘hiç değişmeden bir ömür boyu’ yazıyordu. Cumhuriyet kurulurken, yenilikler bir bir sıralanırken ve birkaç kez denedikten sonra yarım yamalak geçilebilen çok partili (demokrasi) dönemin de bir türlü yerine oturtulamamış olması hep böylesi değişim karşıtları yüzünden olmuştu.

Ve bir kez daha: statükoyu korumak ve ortadaki sorunların çözümsüzlüğü içerisinde varoluşlarına imkan sağlayan uygun atmosferik ve jeopolitik şartları oluşturabilen birçok güç odağı, bu gelişmelerden ve değişen dünya düzeninden rahatsızlar.

Çünkü eğer bu değişiklikler olursa ne milliyetçiliğe ne de sosyal demokrasiye gerek kalmayacak ve onların yerini başka oluşumlar alacak. Zira, şu an kendileri muhafazakar demokrasi adı altında ortaya çıkan yeni olguya bir antitez değiller ve asla olamayacaklar. O yüzden CHP ve MHP’nin tarihteki yerlerini almaları ve yerlerine yeni imaj, kimlik ve ideolojilerle yeni partiler ve yeni oluşumlar gelmeli.

Ve bunların hepsi bir dahaki seçimlere kadar olmalı. Olmalı.


lifeproof

Tags AKPMHPCHPTürkiyedeğişimdeğişime ayak diremekdeğişime karşı koymakOsmanlı İmparatorluğustatükomatbaa

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?