her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

9th July 2010

Text

Kim ne derse desin, şu memlekette Hıncal Uluç ve Ertuğrul Özkök olmak o kadar da kolay değil, birilerinin bunu fark etmesi gerekiyor ki, bunu fark etmesi gerekenler biz değil Özkök veya Uluç olmaya soyunan düşük kalibreli gazeteciler/köşe yazarları…

Biri Galatasaraylı, biri Fenerbahçeli. Birisi GS ne yaparsa yapsın beğenmeyip eleştiren, diğeri Türk solu/Türk solcusu ne derse desin, kendini ne kadar yenilerse yenilesin “Elveda Başkaldırı” sloganını atarak bu işlerden el etek çektiğini ve birilerinin daha çekmesi gerektiğini beyan etmiş. İkisine de Türkiye’nin önemli bir çoğunluğu her gün bir kamyon küfür sallıyor, ikisinin de sevmeyeni seveniyle aynı oranda. Birisi senenin başında ayrıldığı genel yayın yönetmenliğini tam 20 yıl başarıyla yürüttü, diğeri birkaç kere sahibi değişmesine rağmen Sabah gazetesini asla bırakmadı, genel yayın yönetmenliğine soyunmadı, milyon dolarlık transfer ücretlerine aldanıp, yıllarca yazdığı gazeteden ayrılıp üç gün sonra küfürler etmedi…

Şimdi bu Özkök ve Uluç övgüsünün (birilerine göre yalakalığının) sebebi nedir diye soracaksınız elbette. Durum basit, hasbel kader yer aldıkları aynı veya benzer gazetelerde tuttukları köşelerde Uluç veya Özkök olmaya soyunan yazarımsılara baktığınız zaman neyi kast ettiğimi anlarsınız.

Mevsim değişir değişmez, hemen “şu albümü dinleyin, dün günaydaydım buna bayıldım,” yazıları… Bodrum’da sevgilisiyle beraber görüntülenmesi, bu vakte kadar tek kelime yazmamışken birden Bursaspor’un şampiyonluğuna ne kadar sevindiği, Galatasaray’ın ne kadar fukara bir takım olduğunu gördüğü, Fenerbahçe’nin ne kadar nefret edilesi bir takım olduğu yazılarının hemen ardından Dürnya Kupası üzerine ahkam kesmesi ve bir yerlerden okuduğu Ömer Üründül’ün sıkıcı yorumu, ruhsuz analizleri meseleleri… Bir filme gider gitmez oradaki oyuncunun ne kadar geleceğin starı olduğunu söylemesi denemeleri… Bu liste uzar gider arkadaş, nerede ne içtiklerini de yazarlar, hangi gazinoda kimi keşfettiklerini de, hangi turistik tatil mekanında kimlerle takıldıkları da haber olur, orada keşfettikleri genç starlar da köşelerinde arz-ı endam eder! Ama kaçırdıkları bir şey var, Özkök de Uluç da bunu yaparken, bunlardan çok dinledikleri nitelikli albümlerden bahsederler, klasik müzik- caz-pop ayırmıyorum, gerçekten nitelikil olanlardan daha sık bahsederler. Gittikleri konserleri anlatırlar ve bunların büyük çoğunluğu uluslararası festivaldir, sabun köpüğü filmler kadar gerçekten arşive konacak filmleri salık verirler, ama en önemlisi ikisi de her gün bir şeyler okur ve mutlaka haftada bir “okudukları bir kitap” üzerine yazarlar. Hiç olmazsa yazdıkları yazının hareket noktası o kitap olur, başka bir olayı yazarken okudukları kitaptan alıntı veya okudukları kitaba gönderme yaparlar, okurlarına veya okumazlarına kitap tavsiye ederler…

Özkök’un veya Uluç’un yazılarının tasnifini yaptığımız zaman, diğerlerinin niteliksiz veya haber bültenlerinden yola çıkarak yazdıkları yazıdan fazla okudukları kitaptan hareketle yazdıkları yazı vardır! Dolayısıyla Özkök veya Uluç olmak ne yazık ki kolay değildir. O kadar küfür işitip, onlara kulak asmadan işi aynı başarıyla devam ettirmek de kolay değildir, o kadar aleni küfre / hakarete rağmen hiç umursamadan, seviyeyi düşürmeden muhattap almadan devam etmek hiç kolay değildir… Onlar kadar şarap içmek çocuk oyuncağı ama, o kadar kitap okumak Uluç-Özkök adayları için epey zor bir meziyettir! Bitti.


oynakbeyi

Tags Hıncal UluçErtuğrul ÖzkökHürriyetSabahköşe yazarlarıköşe yazarlığıgazinokonser

31st December 2009

Text

2008 yazında Washington, DC’deki Newseum (news ve museum kelimelerinden portmantolanmış Habercilik Müzesi anlamına geliyor)’u gezerken dünya basın özgürlüğü haritası‘nın önünde biraz zaman geçirdim ve Türkiye’nin durumuna uzun uzun baktım. Haritada yeşil=özgür, sarı=kısmen özgür ve kırmızı=özgür değil anlamına geliyordu. Türkiye sarı ülkeler arasında. Bu haritada—Amerikan bakış açısıyla hazırlandığı için—Çin, Rusya, Afganistan ve birtakım Orta Asya ülkeleri ile Kuzey ve Orta Afrika’nın neredeyse tamamı kırmızıyla işaretlenmiş. Kuzey Amerika’nın tamamı, Avrupa ve Avustralya da yeşil. Türkiye sarı. Yunanistan yeşil. Şili yeşil. Japonya yeşil. İtalya sarı. Mısır sarı. ve tabii ki, Küba kırmızı.

Bugün gidip baksam Türkiye hala sarı mıdır yoksa kırmızılar arasındaki yerini almış mıdır bilinmez ama Türkiye’de basın özgürlüğü—birkaç gün önce Ertuğrul Özkök’ün ve Aydın Doğan’ın görevlerini bırakmasından da anlaşılacağı üzere—kıpkırmızı bir renk almış haldedir.

Bu yeni ortaya çıkan bir şey değil aslında. Türk medyası ve Türk basını üzerindeki kıskaç zaten AKP hükümeti başa geldiğinden beri daralmaya başlamıştı. Hükümet yanlısı olan dindar medyanın yükselişi, Sabah ve ATV’nin çevik bir hamle ile Ciner Holding’in elinden alınıp Çalıklar’a peşkeş çekilmesi, Doğan Medya Holding’e atılan 3 milyar dolarlık çalım, Tayyip Erdoğan’ın danışmanların azımsanmayacak bir oranının gazetecilerden ve medya uzmanlarından oluşması… Akif Beki ve Erdoğan’ın Harfleri. Bütün bunlar AKP’nin medya stratejisini ve kendileri hakkında fikir beyan eden medyaya karşı yağlı güreş tabiriyle arkadan çift dalarak toptan ele geçirme veya topyekun susturma taktiğinin birer örneği.

Hatta, kendileri Amerika ziyaretindeyken Tunceli’de şehit edilen askerler hakkında yapılacak haberler için ne buyurmuşlardır: Bu tür olaylara ve haberlere çok yer vererek prim yaptırmayınız. Bunları mümkünse görmeyiniz, haber etmeyiniz, itibar etmeyiniz.

İşte Erdoğan’ın basına bakış açısını özetler nitelikteki sözlerdir bunlar. Erdoğan’a göre basın: gereken şeyleri görecek, haber edecek; gerekmeyen şeyleri görmezden gelecek, itibar etmeyecek. Anlayacağınız, bu iş Nasreddin Hoca fıkrasına benziyor biraz.

Sonra kalkıp da Türkiye’de basın özgürlüğünden, basın dünyasının gelişmişliğinden, CNN Türk’ten, sansürsüzlükten, gelişmeden ve açılımdan söz etmek son derece güç. Körler sağırlar birbirini ağırlar. Sonra Türk adaletine güvenin, Güçlü Türkiye Güçlü Ordu, güvenilir haberden, kozmik odadan, jitem’in varoluşsal problemlerinden söz etmek biraz abes kaçıyor.

Türkiye’de kim neyi neden söylüyor biraz karıştı artık. 5N1K’cı arkadaş g noktası ve 3G arasında sıkıştığından işini yapamadığı için bunlara bir cevap da bulamıyoruz, biz yeşil ve tepkili halk olarak.

Nerede bu devlet? Nerede bu basın? Nerede bu Cüneyt Özdemir?

İşte Ertuğrul Özkök gitti mi, yeteneksiz Acun kaldı mi…


lifeproof

Tags Washington, DCNewseumHabercilik MüzesisansürsüzCNN TürkCüneyt Özdemir5N1KErtuğrul ÖzkökAcunrecep tayyip erdoğanbasın özgürlüğüaydın doğanhürriyethürriyet gazetesiAKPATVsabah gazetesiciner holdingdoğan holdingdoğan medyaakif bekiErdoğan'ın Harfleri

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?