her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder.

19th April 2011

Text

25T: demokrasi bir araçtır, bir otobüstür. durağa vardığınızda inersiniz.

Şiddet, son zamanların en önemli konularından birisi. Ekip olarak pek çok farkedilmişlik biriktiriyoruz ama zamansızlıktan bunları her zaman sıcağı sıcağına sizlerle paylaşmamız mümkün olmuyor. Ama bir konu var ki, onu göz ardı etmek imkansız: Toplumdaki şiddetin hızla ve delicesine yükselmesi.

Geçen gün bu şiddetin kaynağı hakkında ilginç bir yorum geldi. Bu yorum sosyolojik ve siyasi bilimler inceleme alanlarından baktığımızda ispat edilemez belki, ama gayet mantıklı bir argüman.

Pek çok Orta Doğu milleti gibi, Türk toplumu da liderinden feyz alan, onun yaptıkları ve söyledikleri ışığında kendi yaşantısını biçimlendiren bir toplumdur. Bunun en basit ispatı, AKP’nin başa gelmesinden sonra dindarlaşan ve kültürel yaşantısını değiştiren insanların azımsanmayacak bir kesimini oluşturmasıdır.

Bu bakış açısına göre, Recep Tayyip Erdoğan’ın sürekli olarak şiddet, baskı ve tehtid üzerinden iletişim kurması Türk toplumundaki şiddetin yükselmesinin önemli bir tetikleyicisidir. Bunun başka ispatı ise, Erdoğan’ın One Minute çıkışıdır. Bu çıkış ile, İsrail’le iyi olan ilişkilerimizi bozduğu gibi, toplumda inanılmaz bir İsrail düşmanlığı baş gösterdi. Bunun dışında, kadınlara karşı şiddetin artması, toplumsal ve kültürel anlayışın düşmesi, mahalle baskısı, Tophane’de galeri basan mahalleliyi haklı çıkarmak, 25T’nin şoförünün ahlak savunucusu olması, bütün bunlar Erdoğan’ın ve AKP’nin baskı, şiddet ve dayatma ile yürüttükleri toplumsal değişimin birer yansımasıdır.

Bu değişim bittiğinde, eğer engel olmazsak, ne tür bir ülkede yaşayacağımızı tahmin bile edemiyorum. Geldiğimiz noktada, kadınlara tecavüz etmek normal bir şey olacak, dekolte giyenler görüldükleri yerde, haklı gerekçelerle, tecavüze uğrayacaklar, içki içenler mahalle tarafından, haklı nedenlerle, linç edilecekler. Camiye gitmeyenlerin evi basılacak. Beğenilmeyen tüm heykeller yıkılacak…

Kısaca, demokrasi bir araçtır, gerektiği yerde ineriz. Bu araç Taliban’a gidiyor, inecek yok mu? Demokrasi 25T’dir.


lifeproof

Tags erdoğantayyip erdoğanakptalibandemokrasitoplumsal şiddetmahalle baskısıtürk toplumutoplumdaki şiddet artışıtayyip erdoğan'ın şiddetli uslubu25Ttophanegaleri baskınıtecavüzdekolte giymek tecavüzü göze almaktır

13th April 2011

Link reblogged from OYNAKBEYi

http://www.oynakbeyi.com/post/4579102478/akp-apaci-muzigi →

oynakbeyi:

OYNAKBEYi: APAÇİ MÜZİĞİ ve AKP BENZERLİĞİ

Aylardır, aklımda olan meselelerin başında geliyor AKP ile APAÇİ MÜZİĞİ arasındaki benzerlikler. Bundan birkaç gün önce “saykodelikdeşik”in yaptığı alıntı ve kısa bir süre önce tesadüf ettiğim bir sahne üzerine Oynakbeyi sosyologluğuyla olaya yaklaşmak farz oldu dedim… Sözünü edeceğim…

Tags apaçi müziğiakppolitika

10th April 2011

Text

Eskiden üniversiteler gençlerin “politize” olduğu siyasi kamplar olarak adlandırılırdı neredeyse. Darbe öncesinden biliyoruz ki, ülkedeki birçok meselenin patlak verdiği mecra; kampüs binaları, işgal edilen rektörlük binaları vesairelerdi… Darbe sonrası ve Özal dönemi politikalarından biri olarak yeni neslin depolitize edilmesi için birtakım faaliyetlere girişilmiş ve 90’ların ortası itibariyle şöyle bir baktığımızda büyük oranda başarılmıştı da… Hattâ evvelâ Refah partisi ve akabinde muadili ve devamı olarak görülebilecek AKP’nin her seçimden (yerel, birinci dönem, ikinci dönem, referandum…) artan zaferle çıkmasında tabanındaki yeni neslin engel tanımadan sandık başına gitmesi önemli bir rol olmuştu -ki nedense birçok siyaset uzmanımız bu konuya değinmeyi akıl bile etmediler. Oysa aynı sırada, bilhassa “eski solcuların” birçoğu çocuklarının politize olmaması için anlamsız bir çabaya girişmiş hattâ “üniversitede siyasi bir şeylere karışırsan seni evlatlıktan reddederim” gibi manasız tehditlerle durumun önüne geçilmeye çalışılmıştı. Yani bir taraf yeni nesli teşvik ederken diğer taraf tehdit etmekle meşguldü ki maksat “gençler politize olmasın”…

Derinlemesine girmeden kaba hatlarıyla bu şekilde özetleyebileceğimiz bir 20 yıllık zaman diliminin sonunda evvelâ 1999’dan beri her sene değişen sınav sistemiyle, her sene yenisi eklenen sınavlarla ve her sınavdan sonra ortaa çıkan kopya, şifre, satılma, abiler… dedikodularıyla birileri derecelerden derecelere koşarken diğer birileri ise yavaş yavaş enayi yerine konduğunu fark etmeye başladı.

Her ne kadar Jose Ortega Y. Gasset Kitlelerin Ayaklanması isimli başyapıt niteliğindeki incelemesinde başka sebepler ortaya koysa da, ola ki kazandığı üniversite sıralarında politize olmasından korkulan gençler, üniversiteye gidemedikleri için yavaş yavaş politize olmaya başlamışlar gibi görünüyor. Elbette büyük bir siyasi hareketten bahsetmek imkansız (şimdilik öyle görünüyor), basit ve normal bir “hak arama”dan, “hesap sorma alıştırması”ndan bahsediyoruz. Zira son YGS sınavındaki şifre tartışmalarının ardından birkaçtır öğrenci protestoları gerçekleşiyor ve bunların birçoğunda yer alan gençlerle konuşuyorum, tahminimden fazlasının gerçekten lise öğrencisi olduğunu gördüğüm bu öğrenciler herhangi bir siyasi oluşumun içinde olmasalar da AKP’ye karşı olduklarını dile getiriyorlar.

10 Nisan 2011 pazar günü (bugün) evvelâ “polis bayramı” dolayısıyla olası rutin kimlik kontrolü ve üst araması muamelesini, herhangi bir uygulamaya maruz kalmadan atlatmanın ardından varabildiğim Taksim meydanında binlerce üniversiteli adayı (doğru ifade bu mudur tam bilemiyorum) gencin meydanda ellerinde bayraklarla slogan attığını ve çevrelerindeki bayramlıklar içindeki polislere rağmen öyle veya böyle politize olmuş yaşıtlarıyla politika konuştuklarını görünce, yıllarca korkulan (!) şeyin, kendi kendine gerçekleşiyor olması ihtimalinden dolayı mutlu olduğumu söylemeliyim…

Polis haftasında meydanda polisten çok “slogan atan” genç görmek insanı mutlu edebiliyor…


oynakbeyi

Tags YGSşifre skandalıKPSS kopyapolis haftasıpolitizedepolitizeAKP

4th July 2010

Text

Sonunda Kılıçdaroğlu da sınıra gitti ve mevzilere ziyarette bulundu. Ayakta. Dimdik. Mağrur.

Ama önündeki kum torbalarının ise boyunca yükseltilmiş olduğunu da görmedik sanmasın. Medya görünürlüğü böyle bir şey. Hop birisi çöktü diye hemen eleştiriler (ben dahil), diğeri gidip ayakta durunca ona övgüler düzmeler. Ama boyunca yükseltilmiş kum torbalarını görmezden gelmek.

Medyada verilen mesajlar birinin çökerek, diğerininse dimdik ayakta sınır mevzilerinde poz verdiği üzerine. Ama ikisi de önlerindeki kum torbalarıyla aynı hizadalar. Kimse öyle ‘ben cesurum, göğsümü siper ederim’ benzeri ucuz populist söylemlerle halkı kandırmaya çalışmasın.

Biraz daha ince düşünün. Örneğin poz verirken gazetecilere söyleyin, kum torbalarını çekmesinler.


lifeproof

Tags Kılıçdaroğlusınır ziyaretikum torbalarıCHPAKPTayyip Erdoğan

6th February 2010

Text

Memleketin geldiği hale bak!

Birisi bir telefon görüşmesi esnasında konuşanlardan birisinin yanında bulunan bir hastaya ‘geçmiş olsun’ dileklerini ilettiği için ana haberlerde günün konusu oluyor.

Geçmiş olsun!

Böylesi insani, böylesi medeni, böylesi güzel bir hareketi yapan insan kıyasıya eleştirilebiliyor. ‘Çivisi çıkmış arkadaş!’ derler ya rakı masalarında… çivi ne ki?

Türkiye’nin politik ve resmi yapısı tekrar yapılanıyor; Türkiye’de bazı şeyler değişiyor, gelişiyor; Türkiye ‘muasır medeniyetler’ seviyesine ulaşıyor, diyorduk. Açılım, açılalım diyorduk. Demokraaasi diyorduk. Bu ülke yol geçen hanı değil, diyorduk. Askerlik yan yatıp yatma yeri değildir, diyorduk. Yaraları saralım, herkes birbirini sevsin, analar ağlamasın, diyorduk.

Demek ki, demekle olmuyormuş bazı şeyler. Arınç’ın her taşın altından çıkması da artık Kamer Genç’in zamanında yarattığı mizahi etkiyi yaratmıyor. Süikast iddiaları hayatında yeni bir çığır açtı adamın. Muharrem Menderes‘ten daha ünlü hissediyor kendisini.


lifeproof

Tags geçmiş olsundeniz baykalbülent arınçakpbu ülke yol geçen hanı değilpolitikacübbeli ahmet hocakamer gençmercansana değil kardeşinemuharrem menderesaçılımdemokratik açılım

3rd February 2010

Text

Bu ülke kimin?

Gün geçmiyor ki sayın başbakan bir zümreye, topluluğa, sendikaya, partiye doğru haykırıp: bu ülke yol geçen hanı değil! diyerek ünlemesin. Gün geçmiyor ki sayın başbakan bu kişilere doğru seslenip: sizi aklı selime davet ediyorum. diye çağrı yapmasın.

Peki, bu ülke yol geçen hanı değilse, bu ülkede herkes her istediğini yapamazsa, bu ülkede ‘hukuk hüküm sürüyorsa’, bu ülkede demokrasi varsa ve kimse hiçbir istediğini yapamıyorsa ve sadece başbakanın ve onun partisinin sözü geçiyorsa… hatta bu sözün geçmesi için gerekirse mecliste kavga çıkarıp insan yumrukluyorsa… bu ne menem bir ülkedir çözemedim.

Görünen o ki, bu ülkenin sahibi belli oldu ki artık. Bu ülke bizim değil, bu ülke onların.

Onlar: her şeyi olumlayan, hiçbir şeye karışmayan, statükodan, güçlüden, otoriteden ve yönetenden yana olanlar, ‘bir şey yapılıyorsa bir bildikleri vardır’cılar…. bir bildikleri var, evet. Ve bilmemekte ısrar edenler.

Biraz sert çıktım galiba. Neyse, bu ülke yol geçen hanı değil! Ona göre hareket edin, yoksa köşe başında polis durdurur. Ergenekon’dan tutuklanırsınız. Sürünürsünüz. Grev yaparken işinizden kovulursunuz. Telefonunuz dinlenir. Yutub’unuz kapatılır. Aman, ses etmeyin siz daha.

Zaten, edecek bir sesiniz de kalmayacak yakında.


lifeproof

Tags Yasakbu ülke yol geçen hanı değilaklıselimstatükoAKPTayyip Erdoğanyasakçı zihniyetsözde demokrasiergenekondemokrasidemokratik açılım

© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?