her doz yüksek düzeyde farkındalık yaratıcı etkiye sahiptir. doza bağlı olarak bilinçaltı ve üstünde tahriş ve yanmalara sebebiyet verebilir. DİKKAT! çok yazılı, az resimli, çok sıkıcı, az gerekli içerik ihtiva eder. Follow @paktin Follow @oynakbeyi Follow @sutkutusu
Text
2008 yazında Washington, DC’deki Newseum (news ve museum kelimelerinden portmantolanmış Habercilik Müzesi anlamına geliyor)’u gezerken dünya basın özgürlüğü haritası‘nın önünde biraz zaman geçirdim ve Türkiye’nin durumuna uzun uzun baktım. Haritada yeşil=özgür, sarı=kısmen özgür ve kırmızı=özgür değil anlamına geliyordu. Türkiye sarı ülkeler arasında. Bu haritada—Amerikan bakış açısıyla hazırlandığı için—Çin, Rusya, Afganistan ve birtakım Orta Asya ülkeleri ile Kuzey ve Orta Afrika’nın neredeyse tamamı kırmızıyla işaretlenmiş. Kuzey Amerika’nın tamamı, Avrupa ve Avustralya da yeşil. Türkiye sarı. Yunanistan yeşil. Şili yeşil. Japonya yeşil. İtalya sarı. Mısır sarı. ve tabii ki, Küba kırmızı.
Bugün gidip baksam Türkiye hala sarı mıdır yoksa kırmızılar arasındaki yerini almış mıdır bilinmez ama Türkiye’de basın özgürlüğü—birkaç gün önce Ertuğrul Özkök’ün ve Aydın Doğan’ın görevlerini bırakmasından da anlaşılacağı üzere—kıpkırmızı bir renk almış haldedir.
Bu yeni ortaya çıkan bir şey değil aslında. Türk medyası ve Türk basını üzerindeki kıskaç zaten AKP hükümeti başa geldiğinden beri daralmaya başlamıştı. Hükümet yanlısı olan dindar medyanın yükselişi, Sabah ve ATV’nin çevik bir hamle ile Ciner Holding’in elinden alınıp Çalıklar’a peşkeş çekilmesi, Doğan Medya Holding’e atılan 3 milyar dolarlık çalım, Tayyip Erdoğan’ın danışmanların azımsanmayacak bir oranının gazetecilerden ve medya uzmanlarından oluşması… Akif Beki ve Erdoğan’ın Harfleri. Bütün bunlar AKP’nin medya stratejisini ve kendileri hakkında fikir beyan eden medyaya karşı yağlı güreş tabiriyle arkadan çift dalarak toptan ele geçirme veya topyekun susturma taktiğinin birer örneği.
Hatta, kendileri Amerika ziyaretindeyken Tunceli’de şehit edilen askerler hakkında yapılacak haberler için ne buyurmuşlardır: Bu tür olaylara ve haberlere çok yer vererek prim yaptırmayınız. Bunları mümkünse görmeyiniz, haber etmeyiniz, itibar etmeyiniz.
İşte Erdoğan’ın basına bakış açısını özetler nitelikteki sözlerdir bunlar. Erdoğan’a göre basın: gereken şeyleri görecek, haber edecek; gerekmeyen şeyleri görmezden gelecek, itibar etmeyecek. Anlayacağınız, bu iş Nasreddin Hoca fıkrasına benziyor biraz.
Sonra kalkıp da Türkiye’de basın özgürlüğünden, basın dünyasının gelişmişliğinden, CNN Türk’ten, sansürsüzlükten, gelişmeden ve açılımdan söz etmek son derece güç. Körler sağırlar birbirini ağırlar. Sonra Türk adaletine güvenin, Güçlü Türkiye Güçlü Ordu, güvenilir haberden, kozmik odadan, jitem’in varoluşsal problemlerinden söz etmek biraz abes kaçıyor.
Türkiye’de kim neyi neden söylüyor biraz karıştı artık. 5N1K’cı arkadaş g noktası ve 3G arasında sıkıştığından işini yapamadığı için bunlara bir cevap da bulamıyoruz, biz yeşil ve tepkili halk olarak.
Nerede bu devlet? Nerede bu basın? Nerede bu Cüneyt Özdemir?
İşte Ertuğrul Özkök gitti mi, yeteneksiz Acun kaldı mi…
Page 1 of 1
© 2009 - 2010 — ¿ f a r k e t t i m ?